
27 Ocak 2026 tarihinde diaspora kaynaklı haber sitesi Asbarez, Antelias Katolikosluğunun Türkiye’ye iadesi hususundaki derdest davayı konu alan bir paylaşım yapmıştır. İlgili paylaşım, hem hukuki hem de tarihi açıdan birçok hata içermektedir. Bununla birlikte Katolikos Aram I’in dava ile ilgili yaptığı açıklamalar, davanın hem dini hem de milli veçheleri olduğu yönündedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki davanın Katolikosluk lehine sonuçlanmasının da “Ermeni iddiaları” bakımından bir emsal niteliği olacağı ve dönüm noktası teşkil edeceği de aynı açıklamada belirtilmiştir.
Davada herhangi bir gelişme yaşanmamasına rağmen Aram I’in bu yönde açıklamalar yapması ve hukuki sürecin henüz tamamlanmamış olması göz ardı edilerek sonuca dair ortaya atılan öngörüler, derdest davanın hukuki niteliğinden ziyade siyasi yönüyle öne çıkarılmak istendiğini göstermektedir. Aram I’in; davanın Katolikosluk lehine sonuçlanması ile “Ermeni talep ve iddiaları” hususunda hukuki açıdan bir ilk yaşanacağı yönündeki beyanı, meselenin yine kendisi tarafından yalnızca dini değil, milli niteliğe de sahip olduğu hakkındaki açıklaması ile uyuşur niteliktedir. Ne var ki bu açıklamalar, hem tarihi hem de hukuki gerçeklerle büyük bir çelişki içindedir.
Aram I’in konu ile ilgili açıklamaları ve ilgili açıklamanın hukuki ve tarihi çelişkileri Prof. Dr. Gül Akyılmaz tarafından detaylı bir şekilde değerlendirilmiş ve okuyucunun dikkatine sunulmuştur. Prof Dr. Akyılmaz’ın konu ile ilgili değerlendirmesi aşağıdadır:
Prof. Dr. Gül AKYILMAZ (*)
26 Ocak 2026 tarihli Asbarez Gazetesi’nde “Türkiye’ye Karşı Açılan Sis Katolikosluğu’nun İadesi Davasının Halen Devam Ettiği” başlığı ile bir haber yayınlanmıştır. Asbarez Kaliforniya, Los Angeles’ta İngilizce ve Ermenice olarak yayınlanan bir gazete olup 1907 yılında yayın hayatına başlamıştır. 2020 yılına kadar Ermeni Devrimci Federasyonu’nun (Taşnaksutyun) resmî yayın organı olan gazete 2020 yılında Ermeni Devrimci Federasyonu’nun Merkez Komitesi’nde yaşanan bölünmeden sonra bu özelliğini kaybetmiştir. Haberde 2015 yılında başlayan Kilikya (Sis) Ermeni Katolikosluğu Davasının halen devam ettiği vurgulanmaktadır. Davanın Türk hükümetine karşı 2015 yılında sözde Ermeni soykırımının yüzüncü yıl dönümüne denk gelecek şekilde açıldığı özellikle belirtilmektedir. Kilikya Ermeni Katolikosu’nun davayı doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) götürme gerekçesi olarak “tarihi mülkiyet hakkı” ile ilgili olan bir davaya alt derece mahkemelerinin bakma yetkisi olmadığı iddiası ileri sürülmektedir. Yine habere göre Adalet Bakanlığı’nın olaya müdahalesi (ısrarı) sebebiyle AYM davayı ilk derece mahkemesine göndermiştir. Bunun üzerine Katolikos Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuruda bulunmuş, Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle davaya bakmayı reddetmiştir. Haberde başvuru dilekçesinin 900 sayfadan oluştuğunun altı çizilmiştir. Bunun üzerine Katolikosluk 2019 yılında Kozan 12. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurmuştur. Koronavirüs salgını nedeniyle iki kez ertelenen duruşma, nihayet 30 Mart 2021 tarihinde görülmüştür. Gazete 27 Ocak Salı günü yayınlanan sayısında Kilikya Katolikosu’nun yaptığı açıklamaya yer vermiştir. Katolikos I. Aram açıklamasında Türk devletine karşı açılan davanın devam ettiğini doğrulamış ve davanın hem dinî (kilise) hem de ulusal bir mesele olarak görüldüğünü belirterek, bu davanın Ermeni talepleri konusunda bir dönüm noktası olarak adlandırılabilecek sembol niteliğinde bir hukuki adım olduğunun altını çizmiştir. Açıklamaya göre, dava daha önce Türk alt derece mahkemelerinde görülmüş ve reddedilmiş olup şu anda Yargıtay tarafından incelenmektedir. Katolikosluk, bir sonraki aşamanın AYM’ye itiraz ve ardından AİHM’e başvuru olacağını belirtmiştir.
Gazetede yer alan habere göre Kilikya Katolikosu I. Aram, Sis davasını yürüten hukuk ekibinin üyeleri, Dr. Nora Bayrakdarian, Profesör Teni Simonian ve Avukat Cem Sofuoğlu ile bir değerlendirme toplantısı yapmıştır. Toplantıda, hukuki sürecin önceki aşamaları gözden geçirilerek bundan sonra atılacak adımlar belirlenmiştir.
Haberde son olarak Kilikya Katolikosluğu’nun bölgedeki siyasi belirsizlikler nedeniyle birkaç yerden taşındıktan sonra, 1295 yılında Kilikya Krallığı'nın eski başkenti Sis'e yerleştiği, 1921'de 1915 (sözde) soykırımın ardından Osmanlı yetkililerinin Katolikos II Sahak Kabayan ve din adamlarına iki gün içinde bölgeyi terk etmelerini emrettiği iddia edilmektedir. Bunun üzerine Katolikos II. Sahak ve din adamları, kutsal müron yağını hazırlamak için kullanılan kutsal kazan, bazı el yazmaları ve ayin eşyaları gibi çok az sayıda eşyayı yanlarına alarak Sis'teki manastırı terk etmişlerdir. Katolikosluk Kudüs, Halep, Şam ve Kıbrıs’a taşındıktan sonra 1930 yılında Lübnan Antelias'a yerleşmiştir.
Yukarıda bahsedilen haber gerek tarihî gerekse hukuki açıdan hatalı bilgiler içermektedir. Öncelikle Kilikya Ermeni Katolikosluğu hakkında kısaca bilgi vermek ve tarihî bir yanlışı düzeltmek gerekmektedir. İlk Ermeni kilisesi 4. yüzyılda şimdi Ermenistan sınırları içinde olan Erivan yakınlarındaki Eçmiyazin’de açılmıştır. Bölgesel jeopolitik gelişmeler ve Ermeni siyasi ve kültürel hayatındaki uyanışla birlikte başka dinî merkezler de ortaya çıkmıştır. Eçmiyazin Katolikosluğu dışında Akdamar Katolikosluğu, İstanbul Patrikliği, Kudüs Patrikliği ve Sis’teki Kilikya Katolikosluğu önemli ruhani merkezler olmuştur. Katolikos kelimesi Yunanca evrensel anlamına gelip, Katolikosluk da kilisesi her tarafa yayılmış, kadimden beri var olan anlamını taşımaktadır. Katolikosluk Ermeni kilisesinde esasen patrikten üst bir unvan olup, vaftiz ve takdis törenlerinde kullanılan kutsal yağı (müron) hazırlama ve piskopos takdis etme yetkisine sadece Katolikoslar sahip olmuştur. Kuruluşundan 10. yüzyıla kadar Eçmiyazin’de olan Katolikosluk bu bölgenin istilaya uğraması ile birlikte 1292 yılında Sis’e (Kilikya) taşınmış, 1441 yılında Memlûkların bölgeye hâkim olmaları üzerine Katolikosluk Eçmiyazin’e geri dönmüştür. Ancak bir kısım ruhban Sis’te kalarak Katolikosluğu sürdürmüştür. Böylelikle Kilikya Katolikosluğu otonom bir yapıya bürünmüştür. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden sonra millet sistemini kurunca İstanbul başkent olduğu için İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi’ni Ermeni milletinin hukuki temsilcisi olarak kabul etmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Kilikya bölgesi Osmanlı egemenliği altına girdikten sonra İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi üzerinde Eçmiyazin mi yoksa Kilikya Katolikosluğu’nun mu etkin olacağı üzerinde önemli tartışmalar yaşanmıştır[1]. Öte yandan İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi de Kilikya Ermeni Katolikosluğu’nun statüsünü ve yargılama alanını kısıtlamıştır. Eçmiyazin 19. yüzyılın başlarında Rusya’nın egemenliği altına girince İstanbul Ermeni kiliselerinde Sis Katolikosluğu’nun etkisi artmıştır. Ermeni kilise hiyerarşisinde en üstte ulu Patrik veya Katolikos denilen kişi bulunmasına ve daha sonra patrik gelmesine dolayısıyla İstanbul Ermeni Patrikliği ruhani olarak daha alt derecede olmasına rağmen Payitahtta bulunması ve millet sistemi çerçevesinde Ermeni Patriği’nin Ermeni milletinin başı olarak kabul edilmesi sebebiyle Kilikya Katolikosluğu’ndan dinî yetkiler bakımından daha üst konumda olmuştur.
Osmanlı Devleti’nde Islahat Fermanı’nı ilanını izleyen süreçte Millet Nizamnameleri hazırlanmış, 1863 yılında da Ermeni Milleti Nizamnamesi kabul edilmiştir. Bu nizamnamede İstanbul Ermeni Patrikhanesi ve Kudüs Ermeni Kilisesi ile ilgili düzenlemeler yer alırken Kilikya Ermeni Katolikosluğu ile ilgili bir düzenleme yapılmamıştır. Ancak Ermeni Milleti Nizamnamesi kabul edildikten sonra Ermeni Milli Konseyi kurulunca Kilikya Ermeni Katolikosluğu da onun yetki alanı içine girmiştir. Doğrudan doğruya padişahla görüşme yetkisine sahip olmayan Katolikos, Milli Meclis ve İstanbul Ermeni Patrikliği aracılığıyla iletişim kurmak zorunda kalmıştır. Ayrıca yeni düzenlemelere göre Kilikya Katolikosluğu’na bağlı piskoposların seçiminin de Milli Meclis tarafından onaylanması zorunluluğu getirilmiştir. Bundan sonra İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi ile Kilikya Ermeni Katolikosluğu arasında yetki tartışmaları gittikçe büyümüş, dönemin Kilikya Katolikosu Mıgırdıç Keyifzizyan İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin bazı taleplerini reddederek Osmanlı yönetiminden Katolikosluğun bağımsız yapısının korunmasını istemiştir. Ermeni sorununun ortaya çıktığı ilk belgeler olarak kabul edilen Ayestafanos ve Berlin Antlaşmaları’nın hazırlanması sürecinde konu uluslararası bir nitelik kazanırken ne Kilikya Ermeni Katolikosluğu ne de Eçmiyazin Katolikosluğu bu süreçte aktif rol oynayamamış ve İstanbul Ermeni Patrikhanesi ön plana çıkmıştır. 1902 yılında 1915 olayları sırasında da bu görevi yürüten Sahak Kabayan Kilikya Meclisi tarafından Katolikos olarak seçilmiş, bu seçimi o dönemde İstanbul Ermeni Patriği olan Mağayan Ormanyan derhâl onaylamıştır[2]. I. Dünya Savaşı’nın başlarında Katolikos II. Sahak bölgedeki Ermenilerle Türk otoriteleri arasında arabuluculuk yaparak tutuklanan bazı Ermenilerin serbest bırakılmasını ya da sadece sürgünle cezalandırılmalarını sağlamıştır. 1915 yılının Eylül ayında II. Sahak’tan Halep’e gitmesi istenmiştir. Mayıs 1916’da Cemal Paşa Katolikos II. Sahak’la Halep’te bir araya gelmiş, Türk Hükümeti’nin İstanbul Ermeni Patrikhanesi ve Eçmiyazin’deki Katolikosluk ile bütün bağlarını koparacağını, Sis’teki Katolikosluk ve Kudüs Patrikliğine de son verileceğini, bunların yerine Ermeniler için tek bir dini otorite tesis edileceğini söylemiştir. Bu dini otoritenin başında bir çeşit patrik-Katolikos olacak ve Kudüs’te ikamet edecektir. Cemal Paşa bu yeni makamı II. Sahak’a teklif etmiştir. 11 Ağustos 1916 tarihinde İttihat ve Terakki hükümeti çıkardığı nizamname ile Kilikya (Sis) Katolikosluğu ile İstanbul ve Kudüs Patrikhaneleri’ni birleştirmiş, Eçmiyazin Kilisesi ile tüm bağlar koparılarak son Kilikya Ermeni Katolikosu II. Sahak Patrik-Katolikos unvanı ile Ermeni Kilisesi’nin yeni başı olarak tayin edilmiştir. Ancak bu düzenleme uzun ömürlü olmamış, Kasım 1918’de İstanbul Patrikhanesi yeniden tesis edilince II. Sahak da Kilikya Katolikosu olarak Kilikya’ya (Adana ili Kozan ilçesine) geri dönmüştür. Geri dönüşten sonra bizzat Katolikosluk tarafından AYM’ye sunulan bireysel başvuru dilekçesinde de belirtildiği üzere manastır, kilise ve içindeki eşyalar Katolikosluğa iade edilmiştir[3]. 1921 yılında Fransızların Kilikya’dan çekilmesi ve bölgede yaşayan Ermeniler’in büyük bölümünün oradan ayrılması üzerine II. Sahak 25 Kasım 1921 tarihinde bir kez daha Kilikya’yı terk etmiş ve aralık ayının ilk günü Halep’e ulaşmıştır. 1921 ile 1930 yılları arasında Kilikya Katolikosluğu Halep-Beyrut-Şam-Zahle-Halep şehirleri arasında sürekli yer değiştirmiş, son olarak Beyrut’a yerleşme talebinin kabul edilmesi üzerine Lübnan’ın başkenti Beyrut yakınlarındaki bir kasaba olan Antilyas’a yerleşmiştir. Verilen bilgilerin de gösterdiği üzere Asbarez Gazetesi’nin iddia ettiği gibi Kilikya Ermeni Katolikosu II. Sahak 1915 yılında az sayıdaki kutsal eşya ile bölgeyi terk etmeye zorlanıp o tarihten itibaren Katolikosluk farklı yerlerde ikamet etmemiştir. Aksine 1918 yılında II. Sahak Kilikya’ya geri dönmüş, manastır ve kilise ile içindeki eşyalar kendisine iade edilmiş, hatta bir süre İttihat ve Terakki hükümetinin teklifi üzerine Patrik-Katolikos unvanı ile Ermeni Kilisesi’nin başına atanmıştır. 1921 yılında ise Fransızların bölgeden çekilmesi ardından bölgede yaşayan Ermenilerin bir kısmının da ayrılması üzerine kendi isteği ile Kilikya’yı terk etmiştir. Fransız arşiv belgeleri de bu bilgiyi teyit eder niteliktedir[4].
Gazetede yer alan iddialardan birisi de Katolikos’un az sayıda kutsal eşya ile Kilikya’yı terk ettiği yönündedir. Emvâl-i Metruke mevzuatı içinde yer alan 10 Haziran tarihli Talimatname’nin 6. maddesinde kiliselerde bulunan eşyalar, tasvirler ve kutsal kitaplarla ilgili özel bir düzenleme yapılarak, bu eşyaların ayrıntılı bir biçimde deftere kaydedilip, bir tutanağa bağlanarak yerlerinde muhafaza edileceği belirtilmektedir. Daha sonra bunlar, kilisenin bulunduğu köy halkının nakledildiği yerlere yerel hükümet tarafından gönderilecektir. Yine aynı mevzuat içinde yer alan 26 Ekim 1915 tarihli Nizamname’nin 16. maddesinde de benzer bir düzenleme yapılmış olup, kiliselerdeki mevcut eşyalar, resimler ve kutsal kitaplar defterlere kaydedilecektir. Ermenilerin kendi kaynaklarında Katolikos II. Sahak’ın Kilikya’dan ayrılmadan önce kilisedeki kutsal emanetleri Halep’e gönderdiği yönünde bilgiler yer almaktadır. Sahak bu konuda Vardapet isimli şahsı görevlendirmiş ve kilisede bulunan en değerli el yazmaları, ayinle ilgili eşyalar (ki bunların içinde Saint Gregory, Nicholus, Sylvester ve Barsouma’ya ait kutsal emanetler de vardır), kutsal emanet sandığı, kutsal yağın hazırlanması için kullanılan kazan (içinde kutsal yağ ve su bulunan), yüzlerce kutsal kap ve tarihi eser Halep’e gönderilmiştir. Hatta Vardapet daha sonra Kilikya’dan Halep’e götürülen eşyalarla ilgili “Rescued Armenian Treasures from Cilicia” adıyla bir kitap yazmıştır. Bugün Antelyas’taki Kilikya Müzesi’nde bu eşyalar sergilenmekte ve müzenin temel koleksiyonunu oluşturmaktadır[5]. Bu bilgilerden anlaşılacağı üzere 1915’te Katolikosluk açısından önemli olan bütün sanat eserleri, el yazmaları ve kutsal emanetler güven içinde Halep’e taşınabilmiştir. Katolikos 1918’de Kilikya’ya geri döndüğünde bunları geri getirse de 1921 yılında yeniden bölgeyi terk ettiğinde muhtemelen beraberinde bir kez daha götürmüştür. Zaten yukarıda zikredilen hukuki düzenlemelerin ilgili maddelerinden anlaşılacağı üzere kiliselerdeki değerli eşyalar, resimler ve kutsal kitaplar defterlere kaydedilecek, gerekirse kilisenin nakledildiği yere gönderilecektir. Nitekim Kilikya Ermeni Katolikosluğu’nun bu mallarla ilgili günümüzde bir hukuki talebinin ve şikâyetinin olmaması ve bu eserlerin çoğunun Antelyas’taki müzede sergilenmesi konu ile ilgili bir problem olmadığını göstermektedir. Ayrıca Kilikya Ermeni Katolikosluğu’nun 28 Nisan 1915’te AYM’ye yaptığı başvuruda sunduğu bireysel başvuru dilekçesinde de 26 Ekim 1915 tarihli Nizamnamenin 16. maddesine atıf yapılarak Kilikya Katolikosluğu’nun menkul malları üzerindeki haklarını kaybetmediği ve 1918 yılında manastır ve kiliseye ait eşya ve dini malzemelerin geri verildiğinden bahsedilmektedir.
Gazete haberi hukuki süreçle ilgili de bilgiler içermektedir. Ancak bunların bir kısmı hukuki açıdan doğru kabul edilemeyecek ifadelerden oluşmaktadır. Habere göre Kilikya Ermeni Katolikosluğu ilk derece mahkemesine başvurmadan davayı doğrudan AYM’ye götürmüş ve götürme gerekçe olarak da “tarihi mülkiyet hakkı” ile ilgili olan bir davaya alt derece mahkemelerinin bakma yetkisi olmadığını ileri sürmüştür. Ancak Türk hukuk sisteminde böyle bir uygulama mevcut değildir. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için AYM’ye uzanan süreci kısaca gözden geçirmek yararlı olacaktır. Katolikosluğu temsil ettiğini ileri süren kişi 04.03.2014 tarihinde Kozan Tapu Müdürlüğü’ne başvurarak Adana ili Kozan ilçesinde bulunan bazı taşınmazlar hakkında bilgi edinme ve tapu kayıtlarını inceleme talebinde bulunmuştur. Bu talep Kozan Tapu Müdürlüğü’nün 06.03.2014 tarihli yazısında “ilgi dilekçede belirtilen taşınmazlara bakmak için ilgisini inanılır kılan bir belge ibraz edilmediği” gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu bireysel başvuru dilekçesinde Medeni Kanun’un 1020. maddesine göre tapu sicilinin herkese açık olduğunu belirterek Tapu Müdürlüğü’nün 29.06.2001 tarihli ve 2001/7 sayılı Genelgesi uyarınca talebini reddettiğini vurgulayarak, tapu kayıtlarını inceleme imkânı tanınmadığı için hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün 29.06.2001 tarihli ve 2001/7 sayılı söz konusu Genelgesinde “Gerçek ve tüzel kişilere mübadil, mütegayyip, firari ve mufarakat edenlere ait tapu kayıtlarına ilişkin bilgi, belge verilmesi de dâhil tapu işlem taleplerinin hiçbir şekilde karşılanmaması, taleplerin Genel Müdürlüğe yönlendirilmesi” gerektiği belirtilmektedir.
Başvurucu ret mektubu üzerine hiçbir yargısal işlem başlatmamıştır. Oysa idari işlemle ilgili yargısal bir süreç başlatma imkânı vardır. Aslında yargısal işlemi başlatmadan önce bilgi edinme hakkı çerçevesinde Bilgi Edinme Değerlendirme Kuruluna başvuru yapma imkânı bulunmaktadır. Buradan bir sonuç alınamazsa yargısal süreç başlatılarak idari işlemin iptali talebiyle idare mahkemesinde dava açılması mümkündür. Ancak başvurucu bu yollardan hiçbirine başvurmamış ve doğrudan AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuştur. Kilikya Ermeni Katolikosluğu Davası 28 Nisan 2015 tarihinde Lübnan’ın başkenti Beyrut yakınlarındaki Antilyas kasabasında bulunan ve Lübnan makamları evraklarında adı Kilikya Ermeni Katolikosluğu olarak geçen Ermeni Apostolik Kilisesi tarafından AYM’ye bireysel başvuruda bulunmak suretiyle açılmıştır. Dava dilekçesinde Kilikya Azize Sofia Manastırı ve tarihi Sis (Kilikya) Ermeni Katolikosluğu’nun arazisine Emvâl-i Metruke Mevzuatı hükümlerine göre el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının, bir ibadet mekânına el konulmakla din ve vicdan özgürlüğünün ve tapu kayıtlarına ulaşılmasının engellenmesi sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesi ile davanın açıldığı belirtilmektedir. AYM’den talep edilen Kozan’daki arazi ve üzerindeki manastır, kilise ve diğer müştemilatların sınırlarının tespiti sonrasında gayrimenkulün müvekkil adına tescili, bunun mümkün olmaması halinde maddi tazminat olarak 100.000.000.00 TL ödenmesidir. Dava dilekçesinde başvurucu manastır, kilise ve arazisine el konulmasının Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına da aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Başvurucu ayrıca AYM’nin 1963 tarihli kararı ve Yargıtay Genel Kurulu’nun 17.2.1993 tarihli kararında firari ve mütegayyip kişilerden kalan malların mülkiyetinin devlete geçtiğinin kabul edildiğini, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün genelgeleri nedeniyle tapu kayıtlarına ulaşılamadığını ve Tapu Müdürlüğü’ndeki bilgilere ulaşılmasının engellendiğini belirterek başvuru yollarının tüketilmesine gerek olmadığını iddia etmektedir[6]. Ancak başvurucu tapu kayıtlarına ulaşamadığı iddiasına tezat teşkil edecek şekilde ihlal iddiasına konu olan taşınmaza ait olduğunu belirttiği krokileri de bireysel başvuru dilekçesine eklemiştir. Başvuru dilekçesinde “ekte sunulan ve elimize tesadüfen geçen Kozan’da müvekkile ait araziyi gösteren kadastro krokisi” ifadesi yer almaktadır. Bu da başvurucunun hangi taşınmaza dava açabileceği konusunda elinde yeterli bilginin olduğunu göstermektedir. Ayrıca dilekçede ilgili taşınmazlara Maliye Hazinesi tarafından el konulduğu ileri sürülerek husumetin kime yöneltileceği konusunda bilgi sahibi olunduğu da kanıtlanmaktadır. Bu gerekçelerle AYM başvurucunun ihlal iddiasına konu olan taşınmazın tapu kaydı bilgilerine ulaşılmasının engellendiği gerekçesiyle hak arama hürriyeti kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği şikâyeti bakımından açık ve görünür bir ihlâl bulunmadığına karar vermiştir. Ayrıca adil yargılanma hakkının ihlaline ilişkin iddianın “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğu belirtilmiştir[7].
Başvurucunun taşınmazın tapu kayıt bilgilerine ulaşma talebinin reddedilmesi nedeniyle hak arama hürriyetinin engellendiği iddiası Mahkemece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiş ve yukarıda yer verdiğimiz sonuca ulaşılmıştır. Başvurucunun din ve vicdan özgürlüğü ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiaları ise üzerinde manastır ve kilise bulunduğu belirtilen taşınmaza el konulduğu gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği şikâyetiyle bağlantılı bulunularak, bu şikâyetlerin de mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür[8].
Katolikosluk üzerinde manastır, kilise bulunduğunu ve ibadet yeri olarak yüzyıllardır kullandığını iddia ettiği taşınmaza Emvâl-i Metruke Mevzuatı’na göre Maliye Hazinesince tazminat ödenmeksizin el konulduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ancak Anayasa’nın ilgili hükümlerine göre AYM’ye başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir. İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması mutlak bir zorunluluktur. Bu kural Anayasa’nın 148. maddesinde “Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.” ifadesiyle düzenlenmiştir. Başvuru yollarının tüketilmiş sayılması için, başvurucunun o yoldaki işlemlerde temel haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş veya bunu ima etmiş olması gerekli ve yeterlidir. AYM’ye bireysel başvuru ikincil nitelikte bir hukuk yoludur. Bu nedenle kanunlarda yer alan idari ve yargısal başvuru yollarının bireysel başvurudan önce tüketilmiş olması gerekmektedir. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemelerinde olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. İddia edilen hak ihlalleri bu çerçevede giderilemezse bireysel başvuruda bulunulabilir. İstinaf sisteminin uygulamaya başlamasından önce Türk hukukunda bireysel başvuru açısından olağan kanun yolları adli ve idari yargıda “karar düzeltme”, ceza yargısında ise “temyiz (onama)” ile son bulmaktadır[9]. Ancak adli yargı ile idari yargıda karar düzeltme başvurusu zorunlu yollar arasında değildir. Bu nedenle eğer başvurucu karar düzeltme yolunu işletmezse temyiz kararının kesinleşmesiyle başvuru yolları tamamlanmış olacağından AYM’ye başvuru süresi bu kararın öğrenilmesinden itibaren başlamaktadır. Olağan kanun yolunun tüketilmesi ve bunun bilgisinin başvurucu veya vekili tarafından öğrenilmesi tarihinden itibaren 30 günlük süre içinde başvurunun gerçekleşmesi gerekmektedir. Eğer karar düzeltme yoluna gidilmişse, karar düzeltme sürecinin sonucu beklenmelidir[10]. Burada önemli olan nokta olağan başvuru yollarının başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve çözüm sağlayabilecek nitelikte kullanılabilir etkili başvuru yolları olması gerektiğidir. Başvuru yollarının etkisiz olduğunun tespit edilmesi durumunda tüketilme zorunluluğu aranmamaktadır. AYM düzleminde eğer kanun yolu etkisizse, o yolun tüketilmesi başvurucu açısından telafisi olanaksız zarar doğuracaksa veyahut o yolun tüketilmesi makul olmayan bir süreyi bulacaksa, artık kanun yollarının tüketilmesi koşulu aranmayacaktır. Bu şartın aranmayacağının takdir ve tespiti ise münhasıran AYM’ye aittir[11]. Nitekim Katolikosluk iç hukuk yollarının Emvâl-i Metruke Mevzuatına göre başarı şansı içermeyip, etkisiz olması nedeniyle tüketilmesine gerek olmadığı, Emvâl-i Metruke Mevzuatı çerçevesinde taşınmazın mülkiyetinin iade edilmesinin ve tazminat ödenmesinin olanaklı bulunmadığı, bir dava açılsa dahi başarıyla sonuçlanmayacağının açık olduğu gerekçesiyle Kozan Tapu Müdürlüğü’nden aldığı olumsuz cevaptan sonra AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuştur.
AYM Kilikya Ermeni Katolikosluğu’nun bireysel başvurusunda adil yargılanma hakkının ihlaline ilişkin iddiasını “açıkça dayanaktan yoksun olması”, mülkiyet hakkının ihlali iddiasını ise “iç hukuk yollarının tüketilmediği” gerekçesiyle kabul edilemez bularak 15 Haziran 2016 tarihinde ret kararı vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında başvurucunun ihlal iddiasına konu olan manastır, kilise ve müştemilatın bulunduğu taşınmaza yönelik olarak tapu iptali ve tescil veya istirdat ya da tazminat davası açmadığını, yapılan kadastro tespitine itiraz ettiğine veya Vakıflar Mevzuatı çerçevesinde bir başvuru yaptığına dair herhangi bir bilgi ve belge sunmadığını belirtmektedir. Başvurucu taşınmazın mülkiyetinin kendisine ait olduğunu, Emvâl-i Metruke Mevzuatı’na göre taşınmaza el konduğunu ileri sürmektedir. Ancak bu taşınmazın mülkiyet durumu, hukuki niteliği, Emvâl-i Metruke Mevzuatı’nın uygulanıp uygulanmadığı, Kadastro Mevzuatı’na veya Vakıflar Mevzuatı’na göre durumu gibi hususlar idari ve yargısal makam ve merciiler önünde hiç tartışılmadan bireysel başvuruda bulunulmuştur. Bu gerekçelerle başvuru yolları tüketilmediği için mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia kabul edilemez bulunmuştur[12]. Bütün bu bilgiler çerçevesinde gazete haberinde yer aldığı üzere Kilikya Ermeni Katolikosu I. Aram’ın Adalet Bakanlığı’nın olaya müdahalesi sebebiyle AYM’nin davayı ilk derece mahkemesine gönderdiği iddiası tamamen gerçek dışı olup hiçbir hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Yine I. Aram’ın beyanatında belirtildiği üzere AYM’nin gerekçeli kararından sonra dava Katolikosluk tarafından AİHM’e taşınmıştır. Katolikos I. Aram 5 Aralık 2016 tarihinde yaptığı basın toplantısında AİHM’e başvuracaklarını açıklamış ve bunun 1915 olaylarından sonra Türkiye’ye karşı uluslararası yargıda ilk hukuki adım olacağını söylemiştir. Nitekim bir gün sonra 6 Aralık 2016’da dava AİHM’e taşınmıştır. AİHM başvuruyu Mart 2017’de iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesi ile reddetmiştir. I. Aram AİHM’in verdiği kararı sert bir şekilde eleştirerek tek bir hâkimin 900 sayfalık bir başvuruyu bu kadar kısa sürede değerlendirmesinin imkânsız olduğunu söylemiştir[13]. Asbarez Gazetesi’nin haberinde I. Aram’ın başvuru dilekçesinin 900 sayfadan oluştuğunu vurgulaması tesadüf değildir. Çünkü I. Aram Mahkemenin kararında sonra çok sert ifadelerle eleştiride bulunarak kararın hukuki ve adil olmadığını ima etmiştir[14]. Burada önemle üzerinde durulması gereken konu AİHM’in Katolikosluğun mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yaptığı başvurunun esasını incelenmediğidir. Başvuru iç hukuk yolları tüketilmeden AİHM’e gidildiği için reddedilmiştir. AYM ve AİHM’nin kararları çerçevesinde Kozan 12. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Katolikosluk tarafından 2019 yılında tapu iptal ve tescil davası açılmıştır. 12. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi’nin davayı esastan reddetmesi üzerine Katolikosluk Yargıtay’a başvurmuştur. Haberde de belirtildiği üzere Yargıtay’ın kararı beklenmektedir. I. Aram gazetede de yer alan açıklamasında sürecin olumsuz seyretmesi durumunda bir sonraki aşamanın AYM' ye itiraz ve ardından AİHM' e başvuru olacağını belirtmiştir.
Katolikos I. Aram beyanatında ayrıca “Kilikya Ermeni Katolikosluğu Davasının hem dinî (kilise) hem de ulusal bir mesele olarak görüldüğünü belirterek, bu davanın Ermeni talepleri konusunda bir dönüm noktası olarak nitelenebilecek sembol niteliğinde bir hukuki adım olduğunun” altını çizmiştir.
I. Aram’ın Asbarez’de yer alan açıklamasında davanın Türk hükümetine karşı 2015 yılında sözde Ermeni soykırımının yüzüncü yıl dönümüne denk gelecek şekilde açıldığı özellikle belirtilmektedir. Ayrıca Katolikos hukuk ekibiyle hukuki sürecin önceki aşamalarının gözden geçirilerek bundan sonra atılacak adımların belirlendiğini belirterek bu ekibin Prof. Dr. Nora Bayrakdarian, Profesör Teni Simonian ve Avukat Cem Sofuoğlu’dan oluştuğunu ilan etmiştir. Mevcut veriler Kilikya Ermeni Katolikosluğu Davası açılmadan önce ciddi bir hazırlık yapıldığını ve dinî kurumları ilgilendiren ilk dava olması sebebiyle konuya özel bir önem atfedildiğini ortaya koymaktadır. Dava hazırlıkları 2012 yılında başlamış ve Kilikya Ermeni Katolikosu I. Aram tarafından kendi deyimi ile Türk Hukuku, Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku konusunda uzman olan hukukçulardan oluşan bir hukuk takımı oluşturulmuştur. Erivan’da 23-25 Şubat 2012’de Kilikya Ermeni Katolikosluğu tarafından gerçekleştirilen “Ermeni Soykırımı: Tanımadan Tazminata” başlıklı toplantının açılış konuşmasını yapan Katolikos I. Aram AYM davayı reddederse AİHM’e başvuracaklarını belirterek, böyle bir davanın kaçınılmaz olarak Ermeni milletine, kiliseye ve bireylere ait malların iadesinin kapısını açacağını iddia etmiştir. Büyük çaplı bu panelden sonra benzer toplantıların devam ettiği görülmektedir. Pan-Ermeni diasporasının Erivan’da 19 Eylül 2014’te düzenlediği toplantıda yaptığı konuşmada I. Aram aynı konuyu gündeme getirerek Türkiye’nin sözde soykırımı tanımasının ve tazminatın birbirine bağlı olduğunu iddia etmiştir. I. Aram konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştır. “AYM davayı reddederse AİHM’e başvuracağız. Bu davayı kazanırsak onur ve zafer milletimize ve kiliseye ait olacaktır. Eğer davayı kaybedersek yine bir zafer olacaktır. Çünkü faillere ve uluslararası camiaya soykırımın üzerinden ne kadar geçerse geçsin Ermeni milletinin haklarını talep edeceğini gösterecektir.” I. Aram bu toplantının amacının “Osmanlı-Türk otoritelerinin el koyduğu kilise ve cemaat mallarının gerçek sahiplerine iadesini, bu çerçevede Kilikya Ermeni Katolikosluğu’nun mallarının da iadesini sağlamak” olduğunu söylemiştir[15]. Bugün I. Aram’ın hukuk ekibi içinde yer aldığını söylediği isimler ilk günden itibaren bu dava için çalışan grupta bulunmuşlardır. Cem Sofuoğlu davanın avukatı iken Kilikya Ermeni Katolikosluğunun İsviçre’deki ekümenik ilişkilerini yürüten İsviçre’deki Ermeni Vakfı’nın temsilcisi Prof. Dr. Teni Pirri-Simonian Kilikya Ermeni Katolikosluğu Davası’nda uluslararası kamuoyu oluşturabilmek için yapılan bir dizi toplantıda yer alarak “Bir zamanlar Ermeni halkına ait olan tarihi merkez Sis’teki kilisede günün birinde dua edebilmeyi umduklarını” söylemiştir. Hukuk ekibinde bulunan Pof. Dr. Nora Bayrakdarian ise Ermeni asıllı Lübnan vatandaşı olup Lübnan Gençlik ve Spor Bakanı’dır.
Sonuç olarak Asbarez Gazetesi’nde Kilikya Ermeni Katolikosluğu Davası ile ilgili haber ve Katolikos I. Aram’ın davanın devam ettiği konusundaki açıklamaları hem Ermeni diasporasında hem de uluslararası kamuoyunda konu ile ilgili iddiaları canlı tutmak için yapılmış bir hareket olarak değerlendirilebilir. Bundan daha önemli olan husus ise Katolikosun beyanatında davanın hem dinî hem de ulusal boyutu olan bir mesele olduğunu vurgulayarak, Ermeni talepleri konusunda bir dönüm noktası olarak nitelenebilecek sembol niteliğinde bir hukuki adım olduğunun altını çizmesidir. Ancak gerek gazete haberleri gerekse I. Aram’ın açıklamalarında yukarıda ayrıntılı bir biçimde üzerinde durulduğu gibi tarihî ve hukuki bilimsel hatalar mevcuttur. Asbarez Gazetesi’ndeki haberin de gösterdiği üzere Türk yargı organlarının gerek Kilikya Ermeni Katolikosluğu Davası gerekse emvâl-i metruke kapsamında yer alan diğer davalarla Ermeni vakıf davalarında değerlendirmeler yaparken sadece pozitif hukuk kurallarını değil hukuki sorunların ortaya çıktığı dönemdeki Osmanlı hukuk mevzuatını da göz önüne almaları gerektiği bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
(*) Prof. Dr. Gül AKYILMAZ, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi Öğretim Üyesi
[1] Eçmiyazin ve Kilikya Katolikosluğu arasındaki tartışmalar doktrinel olmaktan çok yargı ve hâkimiyet bölgelerine ilişkindir. 1663’te II. Simeon Katolikos seçildikten sonra kendisini “Bütün Ermenilerin Katolikosu” olarak nitelerken, Eçmiyazin Katolikosu Pilippos’u sadece “Ermenilerin Katolikosu” olarak adlandırmıştır, Dickran Kouymjian, “Cilicia and its Catholicosate from the Fall of the Armenian Kingdom in 1375 to 1915” Armenian Cilicia içinde, der. Richard G. Hovannisian, Simon Payaslian, Historic Armenian Cities and Provinces, (Costa Mesa, Mazda: UCLA Armenian History & Culture Series 2008), s. 305.
[2] 23 Nisan 1903’te göreve başlayan II. Sahak Kilikya Ermeni Katolikosluğu’nun Kilikya topraklarındaki son Katolikosudur. Onun zamanında Eçmiyazin ve Sis Katolikosluğu arasında yakın ilişkiler kurulmuştur. 1915’te önce Halep ardından Kudüs ve Şam’a gitmiştir; Kabayan ile lgili bilgi için bkz. “Birth of Catholicos Sahag II Khabayan, erişim Şubat 2, 2026, https://milwaukeearmenians.com/2017/03/23/catholicos-sahag-ii-khabayan/.
[3] Anayasa Mahkemesi, “Kilikya Ermeni Katolikosluğu Başvurusu”, Haziran 15, 2016, Başvuru Numarası: 2015/7661, s. 3.
[4] Konu ile ilgili belgeler için bkz. Maxime Gauin, “How to Create a Problem of Refugees: The Evacuation of Ciliciia by France and the Flow of Armenian Civilians (1921-1922)”, Review of Armenian Studies, No: 25, (2012), s. 82-88.
[5] Kouymjian, “Cilicia and its Catholicosate, 306-307; Gül Akyılmaz, Kilikya Ermeni Katolikosluğu Davası Çerçevesinde Emvâl-i Metruke Meselesine Bakış, Uluslararası Suçlar ve Tarih, S. 20, (2019), s. 35-36.
[6]Anayasa Mahkemesi, “Kilikya Ermeni Katolikosluğu Başvurusu”, Haziran 15, 2016, Başvuru Numarası: 2015/7661, s. 16.
[7] Anayasa Mahkemesi, “Kilikya Ermeni Katolikosluğu Başvurusu”, Haziran 15, 2016, Başvuru Numarası: 2015/766, s. 18.
[8] Anayasa Mahkemesi, “Kilikya Ermeni Katolikosluğu Başvurusu”, Haziran 15, 2016, Başvuru Numarası: 2015/7661, s. 16.
[9] Türkiye’de istinaf incelemesi yapılacak adliye mahkemeleri 20.07.2016 tarihi itibarıyla göreve başlamıştır. AYM bu tarihten itibaren söz konusu başvuru yolunu olağan hukuk yolu olarak kabul etmiştir. İlgili usul kanunlarının istinaf yolunu öngördüğü durumlarda istinaf yolunun tüketilmesi şarttır.
[10] H. Burak Gemalmaz, Mülkiyet Hakkı Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-6, (Ankara: Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi, 2018), s. 206-207; AYM’ye bireysel başvuru süresi ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Recep Kaplan, Hasan Saraç, Yılmaz Çınar, “Bireysel Başvuru Süresi (30 Gün Kuralı),” Bireysel Başvuru Kabul Edilebilirlik Kriterleri, der. Muharrem İlhan Koç, Recep Kaplan, (Ankara: Anayasa Mahkemesi Yayınları, 2017), s. 33-39, olağan hukuk yollarının tüketilmesi ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi için bkz. Tolga Şirin, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-7, (Ankara: Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi, 2018), s. 149-157.
[11] Gemalmaz, Mülkiyet Hakkı, s. 210.
[12] Anayasa Mahkemesi, “Kilikya Ermeni Katolikosluğu Başvurusu”, Haziran 15, 2016, Başvuru Numarası: 2015/766, s. 18-21.
[13] Carla Gharibian, “The Case of the Armenian Catholicosate in Sis: Places of Worship and Religious Freedom Claims before the European Court of Human Right”, California Law Review, Vol. 106, Issue, 2 (2018), s. 490.
[14] “Nasıl tek bir hâkim en iyi uluslararası hukukçuların tarihi ve hukuki boyutları ile konuyu ortaya koydukları 900 sayfalık başvuruyu fırlatıp atar? Neden hukuk heyetimizi dinleme şansı verilmez? Bu karar yüzünden derin bir hayal kırıklığına uğradık. Avrupa bir değerler sistemidir. Sadece ekonomik ve siyasi çıkarlarını düşünmez. Bu nedenle AİHM’in adalet ve insan hakları temelinde bu davayı kabul edebileceğini düşünmüştük. Mahkeme adaleti sağlamayı reddetse de Ermeni halkı adalet için mücadeleye devam edecektir.”, Harut Sassounian, “European Court Finds Catholicosate’s Suit Inadmissible; and Could Not be Appealed”, The Calıfornıa Courier October 25, 2017, erişim Şubat 02, 2026, http://www.thecaliforniacourier.com/european-court-finds-catholicosates-suit-inadmissible-and-could-not-be-appealed/.
[15] “The Catholicosate of Cilicia Demands its Property in Sis from the Turkish Constitutional Court”, erişim Ocak 31, 2026, www.armenianortodoxchurch.org/en/archives/1782; “Catholicosate of Cilicia to Sue Turkey over Historic Headquarters in Sis”, erişim, Ocak 31, 2026, https://armenianweekly.com/2014/09/19/sis/.
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır
Henüz Yorum Yapılmamış.
-
ASBAREZ'DE 27.01.2026 TARİHİNDE YAYINLANAN "LAWSUIT AGAINST TURKEY ON SIS CATHOLICOSATE RETURN STILL ONGOING" BAŞLIKLI HABERLE İLGİLİ HUKUKİ DEĞERLENDİRME - 09.02.2026
Sevgi Gül AKYILMAZ 09.02.2026 -
ARMENPRESS’TE 24.04.2025 TARİHİNDE YAYINLANAN “DESCENDANT OF ARMENIAN GENOCIDE SURVIVOR SEEKS TO RECLAIM INHERITED BUT LOST ESTATE IN TURKEY” BAŞLIKLI HABERLE İLGİLİ HUKUKİ DEĞERLENDİRME - 28.04.2025
Sevgi Gül AKYILMAZ 28.04.2025
-
SIRBİSTAN KOSOVA SİYASETİNİ SORGULUYOR Dr. Erhan TÜRBEDAR
- 25.09.2011 -
ZARIF’S PUBLIC DIPLOMACY IN ANKARA
Nematollah MOZAFFARPOUR 08.09.2016 -
UNDERSTANDING THE IDEOLOGICAL BLOCKADES IN ARMENIA’S CONTEMPORARY POLITICS
Maxime GAUIN 21.09.2017 -
COMPETITION AMONG TRANSPORTATION CORRIDORS IN SOUTH CAUCASUS HEATING UP - EURASIA DAILY MONITOR - 10.06.2021
Paul GOBLE 16.06.2021 -
KIBRIS MÜZAKERELERİNİN 2014 FALI
Ata ATUN 29.12.2013
