AB’NİN BALKANLAR SINAVI (PELJESAC KÖPRÜSÜ) - 08.03.2021
Blog No : 2021 / 13
08.03.2021
8 dk okuma

Hasan Sevilir AŞAN*

 

AB’nin, istikrarın tesisi için uzlaştırıcı katalizör rol üstlenmesi beklenirken Balkanlarda siyasi ve etnik gerilime yol açacağı aşikâr olan bir yaraya, Birlik içinde olma avantajını kullanan üyesinin isteği doğrultusunda tuz serpiyor olması anlaşılır, rasyonel bir durum değildir. Yatırım anlaşmasını kotarmak için Çin ile yakınlaşma uğruna Balkanlar arka bahçesine uzak düşmesi ise soru işaretleri taşıyan başka bir garabettir.

 

AB’NİN BALKANLAR SINAVI (PELJESAC KÖPRÜSÜ)

Balkanlar en barışçıl dönemlerinde dahi etnik milliyet ve inanç temelli gerilimlere gebe bir coğrafya olagelmiştir. Stratejik konumu ve çok uluslu yapısı ile her dönemde büyük devletlerin çıkar ve nüfuz oyunlarına maruz kalmış, kolayca barut fıçısı haline dönüşebilmiştir.

Genç cumhuriyetlerin BM, NATO, AB ve benzeri uluslararası mekanizmalardaki taahhütlerinin aksine, Balkan coğrafyasının kendi içinde ayaklarının yere değdiğini söylemek güçtür.

Balkanlar cadı kazanının, eski acılardan çıkarılması gereken derslere rağmen hala içten içe kaynadığını görmek büyük talihsizliktir.

 

AB 

Yeni cumhuriyetlerin tamamının ulusal hedefi, uluslararası kuruluşlarla bütünleşme ve bilhassa Avrupa Birliği tam üyeliğidir.

Balkan tarihçileri, AB yönelimleri farklı aşamalarda olan bu ülkeler için Brüksel’in yeni İstanbul olduğunu sıkça dile getirmektedir.

Balkan ülkeleri arasındaki çekişmelerin ancak tamamının AB şemsiyesi altında bütünleşmesi ile sona ereceği beklentisi hala bir dilekten öteye geçememiştir. Kendi içinde kritik yapısal sorunlar yaşayan AB’nin isteksiz, dağınık politikaları bu anlamda bölgede derin bir hayal kırıklığı yaratmıştır.

AB’nin, bütünleştirme şemsiyesini açamaması en çok da, çok kültürlü, çok uluslu Balkanların Bosna Hersek (B-H), Makedonya, Kosova gibi ‘’en çok uluslu’’ sıcak noktalarda istikrarsızlığı körüklemiştir.

Her ne kadar eskisi gibi patlamaya hazır saatli bomba değilse de bastırılmış Bosna Hersek, Kosova ve Makedonya bilmeceleri göz önüne alındığında, Balkanların düşük yoğunluklu da olsa halen potansiyel gerilim riski taşıdığını söylemek mümkündür.

Nitekim yeniden gündeme gelen Bosna Hersek/Hırvatistan köprü inşası restleşmesi bu bağlamda uluslararası toplumun dikkatini çekmektedir. Peljesak, bir köprüden çok daha fazla anlamlar içermektedir.

 

DAYTON ANLAŞMASI

Balkanların 1990’lar dönüşümünde üç yıl süren acımasız Bosna savaşı 1995 tarihli Dayton Anlaşması ile sonlandırılmıştı.

Anlaşmada Hırvatistan toprakları, ara bölgede 20 kilometrelik Neum Kasabası Bosna Hersek’e bırakılmak suretiyle iki parçalı hale gelmiş, Hırvat yoğun Neum kıyısı ile Bosna-Hersek’in Adriyatik’e açılımı sağlanmıştı.

Hırvatistan, Dayton’ın imzasından hemen sonra, topraklarını iki parçalı hale getiren kilidi açma yönünde gayret sarf etmiştir.

Altın yumurtlayan Dubrovnik ve Split turizm bölgelerinin, BH topraklarından geçmeden, doğrudan karayolundan irtibatlandırılması için Peljesak Köprüsü fikrini canlı tutmuş, bir dönem maddi nedenlerle dondurmak zorunda kaldığı projeyi 2018’den itibaren AB fonları desteğinde yeniden hayata geçirmiştir.

***

Dayton düzenlemeleri, Bosna Hersek’te siyasi tarihte örneği olmayan karmaşık bir kantonal federe devlet modeli yaratmıştı.

Buna göre B-H devleti, Bosna-Hersek ve Sırp Cumhuriyeti entiteleri ile Bricko özerk bölgesinden müteşekkil bir federal yapıdır.

Eşi benzeri görülmeyen bu yapıda Devlet Başkanlığı Konseyi üç kurucu halkın temsilcilerinin dönemsel icraatıyla oluşurken, ülkede beş cumhurbaşkanı, 14 başbakan, 180 bakan, 760 milletvekili görevdedir.

Bugün, B-H bu siyasi yapısı ile hayati egemenlik haklarının korunması dâhil her alanda karşılaştığı yönetsel çıkmazlarla baş etmeye çalışmaktadır.

Dayton bu anlamda bir barış anlaşmasından çok savaşı durduran uzun soluklu bir ateşkes anlaşması olarak değerlendirilir.

 

PELJESAK

İki ülkenin Adriyatik’deki deniz sınırlarını düzenleyen bir anlaşma bulunmamaktadır.

Bosna Hersek, Adriyatik ve uluslararası sulara ulaşım koridorunu tıkayacak olan Peljesak Köprüsünün inşaatına tepki göstererek bunun uluslararası deniz hukuku ilkelerinin açık ihlali olduğunu öne sürmektedir.

Ancak Köprü yapımına BH’in üç kurucu halkından sadece Boşnak liderlerden egemenlik itirazı gelmektedir. Diğer kurucu toplumlar olan Sırp ve Hırvatlar ses çıkarmayarak alenen projenin önünü açmaktadır.

Bu durum karmaşık siyasal yapısı nedeniyle BH’in bir devlet olarak egemenlik hakkını uluslararası kanallarda aramasının önünü tıkamakta olup, üçlü Devlet Başkanlığı Konseyinin Sırp ve Hırvat üyelerinin Boşnakların olası bir resmi itirazına destek vermesi beklenmemektedir.

 

AB-ÇİN GARABETİ

İki devleti birbirine düşürebilecek Köprü projesi tam da rafa kaldırılmışken, AB tarafından finanse edilerek canlandırılması kaygıları ciddi şekilde arttırmıştır. AB, 350 milyon Euro destek taahhüt etmiş, inşaat ihalesi de AB onayı ile Çin’e bahşedilmiştir.

Balkanları arka bahçesi sayıp, bölgenin barış ve istikrarını en çok istediği varsayılan AB’nin, bu dondurulmuş hassas meseleyi özel hibelerle besleyip ısıtması anlaşılmaz bir garabeti oluşturmaktadır.

Köprü inşaatının, ABD yönlendirmesi ile Çin’den uzaklaşması beklenen Batının en büyük kurumlarından AB tarafından, Çin’e ihale edilmesi de soru işaretleri taşıyan diğer bir garabeti oluşturmakta.

Çin bir taşla iki kuş vurma şansını yakalamıştır. Köprü ile Modern İpek Yolu da denilen Bir Kuşak Bir Yol projesine somut adım atılırken, AB-Çin yatırım ortaklığı da ivme kazanmaktadır.

Hırvatistan’ın AB içi maharetli diplomasisine Almanya’nın müzaheretiyle kotarılan köprü projesi, AB-Çin yatırım ortaklığının şimdilik en dişe dokunur ürünü olacaktır.

Peljesak, Bosna Hersek’in Boşnak halkı dışında Hırvatistan, AB ve hatta Çin dâhil tüm tarafları memnun etmektedir.

***

AB’nin, istikrarın tesisi için uzlaştırıcı katalizör rol üstlenmek yerine Balkanlarda siyasi ve etnik gerilime yol açması aşikâr olan bir yaraya, Birlik içinde olma avantajını kullanan üyesinin isteği doğrultusunda tuz serpiyor olması anlaşılır, rasyonel bir durum değildir. Uzun vadede ortaya çıkacak olumsuzluklar en çok AB’nin kendisini meşgul edecektir. Görülmektedir ki, AB geçmişte pek çok örneği görülen (örneğin, Türkiye’nin tam üyeliğinin Yunan-Kıbrıs Rum çıkarları için feda edilmesi gibi) yeni bir vahim hata daha işlemektedir.

Bu şekilde, AB’nin yatırım ortaklığı peşinde Çin ile yakınlaşma serüveninde arka bahçesindeki Balkanların kırılgan barış ve istikrar sürecini gözden çıkarabilmesi ise anlaşılmaz bir tutum olmaktadır.

 

DİPLOMASİ

Uluslararası hukukun açık ihlali karşısında dahi egemenlik hakkını savunma durumunda olamayan Bosna Hersek’in itiraz, müzakere veya diplomatik girişim şansı kısıtlıdır. Üçlü yönetimin diğer ayakları olan Hırvat ve Sırp ortaklar Boşnakları yalnız bıraktığı için, resmi hak arama yolları tıkanmıştır.

Neum’un Dayton anlaşmasıyla Bosna Hersek’e bağlanmasında rol oynamış olan Türk diplomasisinin, bu ülkenin hayat damarlarının tıkanmaması yönünde yeniden titiz bir diplomatik misyon üstlenmesi beklenir.

Eli kolu bağlı, çaresiz haldeki Bosna Hersek’in egemenlik hakkının bu şekilde ihlali ileride yeni gerginliklere yol açabilecek olup çözümü için daha büyük enerji gerekebilecektir.

Balkanlar gibi kaynamaya hazır bir bölgede AB’nin yaptığı yanlış hesabın Bağdat’tan döneceği gerçeğinin geç kalınmadan, incelikli bir dil ve etkin bir mekik diplomasisi ile Hırvatistan, AB, Çin, ABD ve diğer ilgili tarafların dikkatine getirilmesi isabetli olabilecektir.

 

Neum Haritası

 

Dayton Barış Anlaşması imza töreni, Paris, 14 Aralık 1995

 

*Büyükelçi (E)

**Kapak fotoğrafı: Peljesak Köprüsü


© 2009-2020 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.