VON DER LEYEN’İN “RUS, TÜRK VEYA ÇİN ETKİSİ” İFADESİ: CSU/CDU GELENEĞİNİN JEOPOLİTİK YANSIMASI
Yorum No : 2026 / 52
28.04.2026
8 dk okuma

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 20 Nisan 2026 tarihinde Almanya’nın Hamburg şehrinde Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinlikleri kapsamında yaptığı konuşmada, AB’nin genişleme politikasını savunurken “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin” ifadesini kullanmıştır[1]. Bu açıklama, 1999’dan beri resmî aday ülke statüsüne sahip ve 2005’ten itibaren üyelik müzakereleri yürüten Türkiye’yi, AB’nin stratejik rakibi olarak görülen Rusya ve Çin ile aynı “dış etki” kategorisine yerleştirerek uluslararası kamuoyunda ciddi bir tartışma yaratmıştır. Von der Leyen’in sözleri, ilk bakışta diplomatik bir dil sürçmesi gibi değerlendirilse de, AB Komisyonu’nun hızla iki ayrı yazılı düzeltme yapmak zorunda kalması ve Türkiye’nin diplomatik girişimlerinin ardından gelen açıklamalar, olayın AB-Türkiye ilişkilerindeki kronik normatif-gerçekçi gerilimi bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır.

Olayın kronolojisini ve diplomatik bağlamını detaylandırmak gerekmektedir. Von der Leyen, AB’nin genişleme politikasına destek verirken Balkan coğrafyasındaki jeopolitik rekabeti vurgulamış ve Türkiye’yi Rusya ile Çin’le aynı kategoride “dış etki” olarak konumlandırmıştır. Bu ifade, Türkiye’de geniş yankı uyandırmış; AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik tarafından “vahim bir zihinsel ve siyasi çelişki” ve “vizyonsuzluk” olarak nitelendirilmiştir. DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ise ekonomik boyutları öne çıkararak, Türkiye’nin AB’nin en büyük beşinci ticaret ortağı olduğunu, Gümrük Birliğinin 30 yıllık tarihine rağmen güncellenmesinin gerektiğine işaret etmiş ve Türkiye’nin tehdit değil, stratejik ortak ve potansiyel üye olarak görülmesi gerektiğini vurgulamıştır. AB Komisyonu ise iki ayrı düzeltme açıklaması yapmak zorunda kalmış, ilkinde atfın Batı Balkanlar bağlamında Türkiye’nin “jeopolitik ağırlığı, büyüklüğü ve hedefleri”ne işaret ettiği belirtilmiş; ikincisinde ise “Türkiye, tartışmasız önemli bir ortak” olduğu, “NATO müttefiki” ve “AB aday ülkesi” olduğunu vurgulamış, “Trans-Hazar Orta Koridor’da kilit dayanak noktası” olması ve “göç yönetiminde uzun süredir işbirliği yapıldığı” da belirtilmiştir. Genişleme Komiseri Marta Kos da Türkiye’nin Karadeniz güvenliğindeki, Ukrayna barış sürecindeki ve yeni ticaret yollarındaki vazgeçilmez rolünü kabul etmekle birlikte, “Kıbrıs’a yönelik adımlar” beklentisini yinelemiştir. Bu kriz, Kıbrıs Zirvesi arifesinde AB-Türkiye ilişkilerinin “nosedive” (düşüş) yaşamasına yol açmıştır[2].

Bu olayın “kazara” olmadığını ifade etmek, spekülasyon değildir; aksine, ampirik tarihsel kanıtlara dayanır. Ursula von der Leyen, uzun yıllar Angela Merkel’in kabinesinde (2005-2019) Aile Bakanı ve Savunma Bakanı olarak görev yapmış, CDU’nun çekirdek kadrosundan bir isimdir[3]. Merkel dönemi (2005-2021), Türkiye-AB ilişkilerinde “imtiyazlı ortaklık” (Eng. privileged partnership) tezinin sistematik olarak savunulduğu bir evredir[4]. Merkel, 2004’te muhalefet lideri iken Ankara ziyaretinde “Türkiye’nin tam üyeliğini desteklemiyoruz, imtiyazlı ortaklık öneriyoruz” demiş; 2006’da limanların Kıbrıs’a açılmamasını gerekçe göstererek “Türkiye’nin AB’ye katılma arzusu söz konusu olduğunda başı çok ama çok büyük belaya girebilir” uyarısında bulunmuştur. CDU/CSU’nun 2009 Koalisyon Anlaşması’nda ve parti kongrelerinde Türkiye’nin üyeliği “açık uçlu süreç” olarak tanımlanmış, ancak kültürel, demografik ve güvenlik gerekçeleriyle tam üyeliğe karşı çıkılmıştır. CDU/CSU’nun ideolojik temeli –Hristiyan demokrat değerler, Avrupa’nın “Hristiyan kökleri” vurgusu ve “Avrupa kimliği”ne dayalı entegrasyon anlayışı– Türkiye’nin Müslüman çoğunluklu, büyük nüfuslu ve jeopolitik olarak bağımsız bir aktör olmasını “öteki” algısıyla ilişkilendirmiştir. Bu durum, Rusya-Ukrayna savaşı ve Çin’in yükselişiyle birleşince, Türkiye’nin dış politikası bir tehdit algısına dönüşmüştür.

Almanya’nın AB içindeki etkin konumu bu söylemi kurumsallaştırmaktadır. AB karar alma mekanizmalarında Almanya’nın ekonomik ağırlığı ve Fransa ile kurduğu eksen, genişleme politikasında “fren” rolü oynamaktadır. Von der Leyen’in Die Zeit gibi Alman medyasında yaptığı konuşma, tesadüf değildir; Alman kamuoyunda ve CDU tabanında hâkim olan “Türkiyesiz Avrupa” vizyonunun yansımasıdır. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’un “jeopolitik açıdan hatalı analiz” eleştirisi ve eski AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in “çift standart ve gerçekleri basitleştirme” uyarısı, AB içinde bile bu yaklaşımın tartışmalı olduğunu göstermektedir. Ancak kriz, Kıbrıs sorununun araçsallaştırılmasıyla derinleşmiştir: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) AB üyeliği (2004) sonrası Türkiye aleyhine vetoları, Doğu Akdeniz enerji mücadelesi ve 1974 Barış Harekâtı’nın hâlâ “işgal” olarak nitelendirilmesi, teknik bir engelden öte, jeopolitik bir hegemonya aracı haline gelmiştir.

Türkiye’nin dış politika tezleri ise bu tabloya karşı net ve tutarlı bir duruş ortaya koymaktadır. Ankara, 1999 Helsinki Zirvesi’nden beri resmî AB adayıdır ve 2005’te müzakereler başlamıştır. Türkiye, AB’ye “stratejik derinlik” kazandırma potansiyeline sahiptir: NATO’nun ikinci büyük ordusuyla Avrupa’nın doğu kanadını güvence altına almakta, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de denge unsuru olmaktadır. Göç anlaşması (2016) sayesinde AB’ye milyonlarca mülteci akışını önlemiş, enerji koridorlarında (Trans-Anadolu Doğalgaz Boru Hattı, TürkAkım) Avrupa’nın Rusya’ya bağımlılığını azaltmıştır. Trans-Hazar Orta Koridor ile Asya-Avrupa ticaretinin alternatif rotasını sunmakta, Balkanlar’da barış ve istikrarın inşasında aktif rol almaktadır. Türkiye’nin savunduğu tez, “eşit ortaklık”tır: Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, vize serbestisi, üyelik perspektifinin canlandırılması ve Kıbrıs’ta adil, iki devletli çözüme dayalı bir yaklaşım. Çok vektörlü dış politika –NATO üyeliğiyle Batı ittifakını korurken, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve Afrika ile ilişkileri geliştirme– stratejik özerkliğin ifadesidir; bu, AB’yi “ya hep ya hiç” ikilemine sokmaz, aksine karşılıklı bağımlılık yaratır.

AB’nin “genişleme yorgunluğu”, aşırı sağın yükselişi ve ekonomik krizler, Türkiye gibi “büyük” bir adayı sindirememe psikolojisini beslemektedir. Oysa jeopolitik gerçeklikler –Ukrayna savaşı, İran krizi, enerji krizi– Türkiye’yi vazgeçilmez kılmaktadır. 

Sonuç olarak, von der Leyen’in ifadesi, AB-Türkiye ilişkilerinde ideolojik bir kör noktanın dışavurumudur. Almanya’nın CDU/CSU geleneği, Merkel’den von der Leyen’e aktarılan bir süreklilik göstermekte; ancak bu, stratejik akılcılığa aykırıdır. Türkiye, AB’ye tam üyelik perspektifini korurken, eşitlik temelinde pragmatik işbirliğini önermektedir. Diplomatik kanalların açık tutulması, Kıbrıs’ta kapsamlı müzakerelerin yeniden başlaması, Gümrük Birliğinin güncellenmesi ve güvenlik alanlarında somut projeler (savunma sanayii ortaklığı, enerji diyaloğu) bu krizi fırsata çevirebilir. Aksi takdirde, AB’nin “jeopolitik düşünme” iddiası, kendi sınırlarına dar bir kimlik kalıbına hapseden bir vizyonsuzluk olarak kalacaktır. Türkiye’nin dış politika vizyonu ise, tam da bu darlığı aşan, çok kutuplu bir dünyada barış ve refahı hedefleyen kapsayıcı bir yaklaşımdır. Gelecekteki AB-Türkiye ilişkileri, bu tezlerin karşılıklı tanınmasına bağlı olacaktır.

 

Görsel: https://www.bloomberght.com/ab-avrupa-yi-rus-turk-veya-cin-etkisine-birakmamaliyiz-3775339

 

[1] “AB: Avrupa'yı Rus, Türk veya Çin etkisine bırakmamalıyız,” Bloomberg HT, bloomberght.com, 20 Nisan 2026, https://www.bloomberght.com/ab-avrupa-yi-rus-turk-veya-cin-etkisine-birakmamaliyiz-3775339.

[2] Eddy Wax, Sarantis Michalopoulos, Pietro Guastamacchia, “EU-Turkey relations nosedive ahead of Cyprus summit,” EurActiv, euractiv.com, 22 Nisan 2026, https://www.euractiv.com/news/eu-turkey-relations-nosedive-ahead-of-cyprus-summit/.

[3] Ursula von der Leyen, Britannicahttps://www.britannica.com/biography/Ursula-von-der-Leyen.

[4] “Merkel'den 'imtiyazlı ortaklık mektubu',” Hürriyet, hurriyet.com, 26 Ağustos 2005, https://www.hurriyet.com.tr/dunya/merkelden-imtiyazli-ortaklik-mektubu-345192.


© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.