ANCA GERÇEKLİKTEN UZAK SÖYLEMLERİNE BİR YENİSİNİ DAHA EKLEDİ
Yorum No : 2026 / 67
19.06.2026
6 dk okuma

Geçtiğimiz günlerde Vaşington’da düzenlenen 41. Yıllık PSEKA Konferansı (International Coordinating Committee – Justice for Cyprus)   kapsamında gerçekleştirilen “The Republic of Cyprus: A Strong Strategic Partner of the United States” başlıklı oturumda konuşan ANCA Genel Direktörü Aram Hamparian, Ermeni ve Rum lobileri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini savunan dikkat çekici açıklamalarda bulunmuştur. Bazı ABD Kongre üyeleri, diaspora temsilcileri ve çeşitli politika uzmanlarının katıldığı oturumda Hamparian, Türkiye’nin Kıbrıs adasındaki varlığını sert ifadelerle eleştirirken, Vaşington yönetiminin Türkiye’ye yönelik daha kararlı ve yaptırım odaklı bir politika izlemesi çağrısında bulundu. Hamparian’ın açıklamaları yalnızca Kıbrıs adası ile ilgili değerlendirmeler içermemiş, aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel rolü ve Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği konusunda da tartışmalı iddialar ortaya koymuştur.[1]

Hamparian’ın konuşmasının temel ekseni, Ermeni ve Rum diasporalarının ortak bir siyasi gündem etrafında daha güçlü bir şekilde hareket etmesi gerektiği fikri üzerine kurulmuş görünmekle birlikte; konuşmada öne çıkan değerlendirmeler, bölgesel sorunların çözümüne katkı sunmaktan ziyade Türkiye karşıtı siyasi söylemlerin yeniden üretilmesine dayanmaktadır. ANCA Genel Direktörü’nün politik söylemi ve Türkiye’yi tek taraflı bir bakış açısıyla hedef alan ifadeleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin ısrarla üzerinde durduğu Doğu Akdeniz ve Güney Kafkasya’da barış ve istikrar yönündeki çabaları olumsuz etkileme girişimi oluşturmaktadır.

Hamparian konuşmasında ABD yönetimini Türkiye’ye karşı daha sert tedbirler almaya çağırırken, Ankara’nın Kıbrıs adasındaki varlığını “işgal”, Sevk ve İskân Kanunu’nu ise tarihi gerçekler ve hukuku hiçe sayarak  "soykırım” olarak nitelendirmiştir. Dahası, Vaşington’un “sessiz diplomasi” politikası yerine Türkiye’ye “gerçek bedeller ödetmesi” gerektiğini savunmuştur. Bu yaklaşım diplomatik çözüm arayışından ziyade Türkiye Cumhuriyeti’nin baskı altına almak isteyen hasmane bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Öncelikle Kıbrıs meselesi, Hamparian’ın sunduğu “işgal” anlatısına indirgenemez. 1974’te Türkiye’nin gerçekleştirdiği müdahale, Kıbrıs Türk toplumunun güvenliğini sağlamak amacıyla Garanti Antlaşması’nın verdiği haklara dayanılarak gerçekleştirilmiştir. Bugün adada kalıcı çözümün önündeki temel sorun, yalnızca geçmişte yaşananlar değil, iki toplum arasında siyasi eşitlik temelinde bir uzlaşının hâlâ tesis edilememiş olmasıdır. Bu nedenle sorunun çözümü yaptırımlarda değil, 21. yüzyılın uluslararası hukuk ilkeleri ve kurumsallaşmış diplomasi kanalları içerisinde aranmalıdır. Zira devletler arası ihtilafların baskı ve dışlama yöntemleriyle yönetilebileceği varsayımı, çağdaş uluslararası ilişkiler literatüründe giderek daha fazla sorgulanan ve etkinliği tartışmalı bir yaklaşımdır.

Hamparian’ın konuşmasında dikkat çeken bir diğer husus ise Türkiye’nin bölgesel rolünü tamamen göz ardı etmesidir. Türkiye, NATO’nun en büyük ordularından birine sahip olup Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyada güvenlik mimarisinin önemli aktörlerinden biridir. Rusya-Ukrayna savaşı sırasında tahıl koridorunun oluşturulması, esir takaslarının kolaylaştırılması ve bölgesel krizlerde arabuluculuk girişimleri Ankara’nın uluslararası sistemdeki stratejik önemini ortaya koymuştur. Böylesine kritik bir ülkeye yönelik sürekli yaptırım ve izolasyon çağrıları gerçekçi bir dış politika önerisi olmaktan da uzaktır.

Ayrıca Hamparian’ın Türkiye’yi “uluslararası alanda her zamankinden daha yalnız” göstermeye çalışması da güncel jeopolitik tabloyu hiç okuyamamasının bir diğer göstergesi olmuştur.  Son yıllarda Türkiye, yalnızca yakın çevresinde değil küresel ölçekte de diplomatik ve ekonomik etki alanını genişleten bir aktör haline gelmiştir. Körfez’den Avrupa’ya, Afrika’dan Asya-Pasifik’e uzanan geniş bir coğrafyada ilişkilerini çeşitlendiren Ankara, çok sayıda bölgesel ve küresel denklemde etkinliği giderek artan bir aktör konumundadır. Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası sistemin dışında bırakılan değil, aksine farklı kriz gündemlerinde giderek daha fazla başvurulan ve dikkate alınan bir aktör olarak öne çıkmaktadır.

Ermeni ve Rum diasporalarının kendi tekyönlü tarihsel yorumlarını gündeme taşıması kendileri için bir anlam taşıyabilir. Ancak bu iddiaların ABD dış politikasını Türkiye karşıtı bir çizgiye yönlendirme amacıyla kullanılması, ne bölgesel barışa ne de toplumlar arası diyaloğun gelişmesine katkı sağlamaktadır. Özellikle Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşme sürecinde olduğu bir dönemde, uzlaşı yerine baskı ve yaptırımı önceleyen söylemler yapıcı olmamak bir yana, Ermenistan’ın yeni dış politika yönelimiyle de açık ve kesin bir uyumsuzluk içindedir. Bu durum, AVİM olarak daha önceki değerlendirmelerimizde de vurguladığımız üzere, anavatanın devlet temelli dış politika öncelikleri ile diasporanın siyasi hırsları arasındaki farklılaşmayı ve diasporadaki militan çatlağı bir kez daha görünür kılmaktadır.[2]

Bugün ihtiyaç duyulan şey, artık zamanı dolmuş olan asılsız iddiaları güncel jeopolitik mücadelelerin aracı haline getirmek değil; karşılıklı saygı temelinde yeni bir diyalog zemini oluşturmaktır. Hamparian’ın konuşması ise bu yönde bir vizyon sunmamakta, aksine eski fay hatlarını derinleştiren bir siyasi aktivizmin örneği olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’yi hedef alan yaptırım çağrıları kısa vadeli yandaş kazanımlar sağlayabilir; ancak uzun vadede Doğu Akdeniz’de, Kafkasya’da ve Kıbrıs adasında kalıcı barışın önünü açmayacaktır.  Nitekim bu tür söylemlerin, Ermenistan’ın son seçimlerden de zaferle çıkan yönetiminin iç ve dış politika öncelikleri ve bölgesel normalleşme yönündeki yaklaşımıyla da taban tabana zıt olması; diasporanın militan radikal kesiminin yaşadıkları ülkelerin politikasına da ters düşmeye başlayan bu tutumlarını sürdürmekte inat etmeleri, bindikleri dalı kesme sonucu verebilecektir.

 

 


[1]“ANCA’s Hamparian Strengthens Armenian-Hellenic Alliance at pro-Cyprus Conference”, Armenian Weekly, 17 June 2026, https://armenianweekly.com/2026/06/17/ancas-hamparian-strengthens-armenian-hellenic-alliance/.

[2]Tuğçe Tecimer,  “Diaspora ve Ermenistan Yönetiminin Çelişen Çıkarları: Anca Örneği”, AVİM, 27 Ocak 2026, https://avim.org.tr/tr/Yorum/DIASPORA-VE-ERMENISTAN-YONETIMININ-CELISEN-CIKARLARI-ANCA-ORNEGI.


© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.