Lemkin Enstitüsü, bilinen yönetim karşıtı, savaş yankılı ve kindar politikalarını sürdürmektedir. 12 Mart 2026’da Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in France 24 televizyon kanalına yaptığı açıklamaya verdikleri yanıt, bu yaklaşımın yeni bir örneğini oluşturmaktadır. Enstitü, Vance’in “küçük” talebinin Azerbaycan Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilmemesi üzerinden spekülasyonlarda bulunarak Azerbaycan’da tutuklu bulunan savaş suçlularının durumu gibi konuları ele almıştır. Bunun yanı sıra, Azerbaycan’ın Ermenilere karşı soykırım odaklı eylemler gerçekleştirdiğini iddia etmiştir. Söz konusu yazıda birçok unsur gerçeklikten uzak şekilde sunulmuş ve kamuoyunu yanıltacak biçimde çarpıtılmıştır.
Lemkin Enstitüsü’nün bu yaklaşımı yeni değildir. Daha önce de benzer gerçek dışı suçlamalarda bulundukları bilinmektedir. Bu nedenle, bütün ithamlarına tek tek yanıt vermeyi gereksiz ve beyhude bir çaba olarak değerlendirmekteyiz. Bunun yerine, konunun tarihsel ve hukuki bağlamı dikkate alınarak, birkaç noktaya değinmenin daha faydalı olacağını düşünmekteyiz.
Yazar, hukuken ve tarihsel olarak Azerbaycan’ın parçası olan Karabağ bölgesinin işgali sonucu, hiçbir hukuki temele dayanmadan kurulan sözde bağımsız cumhuriyetten bahsetmektedir. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin hukuki topraklarında kurulan ve Artsakh olarak adlandırılan bu oluşum, var olduğu dönemde Ermenistan dahil hiçbir ülke veya uluslararası kuruluş tarafından tanınmamıştır; bu gerçek yazar tarafından göz ardı edilmektedir. Ayrıca, burada nüfusun %99’unun Ermeni olduğu iddia edilmekte, 1980’ler ve 1990’larda zor şartlar altında buradan göç etmek zorunda bırakılan Azerbaycanlı nüfus ise bilinçli olarak görmezden gelinmektedir. Bu yaklaşım, bölgedeki tarihsel ve hukuki gerçekleri çarpıtmakta ve yanıltıcı bir algı oluşturmaktadır.
Yazıda dikkat çekici noktalardan biri, yazarın tarihte vahşet faillerinin davranış kalıplarını değerlendirirken yaptığı gözlemlerdir. Yazar şöyle belirtmektedir:
“Tarih, vahşet faillerinin olağanüstü önlemleri meşrulaştırmak için genellikle aşırı söylemlere başvurduğunu göstermektedir. Hedef alınan grupları suçlu, terörist veya varoluşsal düşman olarak gösterirler. Mevcut baskıyı haklı çıkarmak için geçmiş travmaları öne sürerler. Toplu cezalandırmayı ahlaki bir zorunluluk olarak gösterirler. Bu tür kalıplar, daha fazla istismarın erken uyarı göstergeleri olarak işlev görür.”
Ne var ki, yazının başka bir bölümünde yazar, Lemkin Enstitüsü adına, Aliyev’i soykırımcı bir devletin lideri olmakla, kurumlarını ideoloji dolu ve gündemlerini soykırımcı hedeflerle şekillendirmekle yargılamaktadır. Bu çelişkili tutum, yazarın kendi analizini zayıflatmakta ve Azerbaycan’a yönelik suçlamalarının, gerçekte enstitünün kendi politikalarını ve yaklaşımını yansıttığını göstermektedir.
Ayrıca, enstitünün yıllardır sözde Ermeni soykırımına ilişkin yürüttüğü politika, gerçeği yansıtmayan iddiayı gündemden düşürmemeye çalışmaları ve her fırsatta resmi ya da gayri resmi biçimde karşılarındaki herkese kabul ettirme çabaları, kurumun tutarsız ve mantığa aykırı yaklaşımını bir kez daha ortaya koymaktadır.
Barış için gerekli ekonomik ve siyasi girişimlerin sürdüğü bu süreçte, Enstitü yalnızca Ermenistan devletinin siyasi çıkarlarını ve Ermeni halkının refahını göz ardı etmekle kalmamakta, aynı zamanda bölgenin istikrarına zarar verecek şekilde hareket etmektedir. Üstelik, sık sık dile getirdikleri insan hakları, uluslararası hukuk ve evrensel adalet gibi temel ilkeleri görmezden gelmektedirler. Bu durum, Enstitü’nün bölgedeki gerçekleri çarpıtma ve kendi gündemini dayatma eğilimini açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bu tür düşmanlık içerikli yazılar, küresel ve bölgesel barışa zarar vermeyi amaçlayan sistemli bir propagandanın parçası niteliği taşımaktadır; Enstitü’nün bu yaklaşımı, savunduğunu iddia ettiği evrensel değerlerle doğrudan çelişmekte ve uluslararası hukuk normlarını hiçe saymaktadır.
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır