KARADENİZ BÖLGESİNDE İÇ SUYOLLARININ ASKERİ AMAÇLI KULLANIMI
Analiz No : 2021 / 17
06.05.2021
8 dk okuma

Ukrayna ile Rusya arasındaki gerilimin tırmandığı ve Rus askeri kuvvetlerinin Ukrayna sınırı boyunca konuşlandırıldığına dair basın haberlerinin manşetlerde yer aldığı bir dönemde, Rus Savunma Bakanlığı Güney Askeri Bölgesi’nin 8 Nisan 2021 tarihinde yayınladığı bir açıklama dikkat çekmiştir.[1] Açıklamaya göre Rusya, kapsamlı askeri tatbikatlarda yer almaları için Hazar Filotillasına bağlı 10 savaş gemisini, Karadeniz, Azak Denizi ve Akdeniz’den sorumlu Karadeniz Filosuna kaydırmıştır.[2] Açıklamadan savaş gemilerinin, Makhachkala’daki (Dağıstan’da Mahaçkale) Hazar üssünden ayrılan çıkarma gemileri ve topçu botlarından (schmel sınıfı hücum botları) oluştuğu anlaşılmaktadır. Açıklamada, bahsekonu savaş gemilerinin mürettebatının, üsten ayrılmadan önce, deniz görevine yönelik olarak tüm temel eğitim ve kursları tamamlamış oldukları belirtilmektedir. Karadeniz’e geçiş hazırlığı kapsamında, seyir emniyeti amacıyla gemi komutanları, vardiya subayları ve mürettebat, kanalların ve suyollarının dar bölümlerinden geçiş konusundaki eğitimlerini tamamlamıştır. Tatbikatların “deniz ve hava saldırı kuvvetlerini geri püskürtme hazırlığını” sınamaya odaklanacağı belirtilmiştir.[3]

 

Rusya savaş gemilerini Hazar Denizi’nden Karadeniz’e nasıl geçirdi?

Rusya, Avrupa kıtasındaki topraklarında, iyi organize edilmiş birleşik ülke içi derin suyolu ağına sahiptir. Bu ağ, Beyaz Deniz’i, Baltık Denizi’ni, Volga’yı, Hazar Denizi’ni ve Azak Denizi’ni Karadeniz’e bağlamaktadır. Bilgi kaynaklarına göre, bahsekonu ağ boyunca derinliğin en az 4,5 metre olması, nehir ve nehir-deniz sınıfı gemilerin yanı sıra çok sayıda açık deniz gemilerinin, savaş gemilerinin ve hatta nükleer denizaltıların (yüzeyde iken) geçişine izin vermektedir.[4]

Avrupa’daki en uzun nehir olan Volga Nehri, bu ağın belkemiğini teşkil etmekte; Orta Rusya’dan Güney Rusya’ya ve Hazar Denizi’ne dökülmektedir. Bir başka önemli nehir Avrupa’nın beşinci en uzun nehri olan ve Orta Rusya’dan Güney Rusya’daki Azak Denizi’ne dökülen Don Nehri’dir. İlk defa Osmanlı Türkleri, 1569 yılında Karadeniz ile Hazar Denizi’ni birleştirmek amacıyla Volga ve Don nehirlerini, bir kanalla birbirine bağlama girişiminde bulunmuştur.[5] Çoğu tarihçiye göre, Osmanlılar kanalın üçte birini kazabilmiştir. Sonraki yüzyıllarda birkaç defa, bunun gibi bir kanal inşa etme girişimleri olduktan sonra Volga-Don kanalı, 1952 yılında açılmış ve iki deniz birleştirilmiştir. Böylece Rus gemileri, Hazar Denizi’nden Volga Nehri’ne geçme, ardından bahsekonu kanal vasıtasıyla Don Nehri üzerinden Azak Denizi’ne ve Karadeniz’e ulaşma kabiliyeti elde etmiştir. Son gelişmeden de görüldüğü üzere Rusya her zaman, bu suyollarını etkili bir şekilde kullanarak Hazar Filotillasına bağlı hücumbot ve çıkarma gemileri ile Karadeniz donanmasını takviye edebilir ve tersini de yapabilir.

 

Tuna Nehri’nin askeri amaçlı kullanılması yoluyla Karadeniz’e ulaşma çabaları

Kara Ormanlar bölgesinden doğan, Orta ve Güneydoğu Avrupa’nın geniş bir bölümünden geçerek Karadeniz’e dökülen Tuna nehri, Volga’dan sonra Avrupa’nın ikinci en uzun nehridir. 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ın ilhakından sonra, NATO’nun Karadeniz’deki varlığını güçlendirme çabaları bağlamında, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde Türk Boğazlarından geçirerek Karadeniz’e NATO askeri gemilerinin gönderilmesine ilaveten, bazı “yaratıcı fikirler” gündeme getirilmiştir. Bilindiği üzere, Boğazlardan Geçiş Rejimi Hakkındaki Montrö Sözleşmesi, Türkiye’ye, Türk Boğazları olan İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerinde kontrol ve askeri gemilerin transit geçişini düzenleme yetkisi vermektedir. Sözleşme, barış zamanı sivil gemilerin serbest geçişini garanti altına almakta, Karadeniz’e sahildar olmayan ülkelerin askeri gemilerinin geçişini sınırlamakta ve bu tür gemilerin Karadeniz’de en fazla 21 gün kalmalarına izin vermektedir. Bu bağlamda, daha önce belirtildiği üzere, bu sınırlamalarda bir açık bulmak amacıyla “yaratıcı fikirler” öne sürülmüştür. Tuna Nehri’nin askeri amaçlı kullanılması, bu fikirler arasında yer almıştır. Bu çerçevede “Alman seçeneği” önerilmiştir.[6]

Bu seçeneğe göre, Tuna Nehri Üzerinde Seyrüsefer Rejimine İlişkin 1948 Sözleşmesi’nin 30’uncu Maddesi, yalnızca Tuna ülkelerine Tuna Nehri’nde askeri gemileriyle faaliyette bulunma hakkı tanımaktadır. Ancak, bir Tuna ülkesinin, Tuna Nehri’nin bölgesel yetki alanı dışında kalan bir bölgeye girmek istemesi durumunda, önce ilgili Tuna ülkesinden izin alması gerekmektedir. Karadeniz’e kıyı ülkesi olmayıp, halen donanmaya sahip olan tek Tuna ülkesi Almanya’dır. Bu seçeneğe göre, dolayısıyla, eğer Romanya, Almanya’yı Tuna Nehri’ndeki kendi bölgesine davet ederse, Montrö Sözleşmesi tarafından belirlenen “21 günlük sınırlamaya ulaşıldığında Alman Donanmasının saati sıfırlamasına izin verilir”. Bu çerçevede, Almanya’nın Karadeniz’e 2019 yılında toplam 18 günlüğüne sadece bir gemi –3,500 tonluk Elbe sınıfı (destek gemisi) – göndermiş olduğundan bahsedilmektedir.

NATO’nun Karadeniz’deki varlığını artırmak için bu “yaratıcı fikirlerde” kullanılan terminoloji, Montrö Sözleşmesi “sınırlamalarını delmek” amacını taşımaktadır. Bu terminolojinin, rahatsız edici olduğu ve arka kapıdan dolaşarak yasal yönden bağlayıcı anlaşmaların açıklarını yakalamayı amaçladığını belirtmek mümkündür. Eğer bir taraf, bu yaratıcı fikirler vasıtasıyla Montrö Sözleşmesi’nin açığını bulmayı amaçlarsa, beklenen faydadan ziyade ciddi sonuçlarla karşılaşılır. Örneğin, bu yolla Karadeniz’e bir hücumbotun getirilmesi halinde, on katı kadar hücumbotla karşılaşılması mümkündür.

Montrö Sözleşmesi’nin 1936 yılında imzalanmasının üzerinden 86 yıl geçmiş olmasına rağmen, Sözleşme tüm bu yıllar boyunca geçerliliğini ve önemini korumuştur. Bölgesel ve küresel güvenlik açısından, bir güvenlik vanası işlevini sürdürmektedir.[7] Karadeniz’deki istikrar ve güvenliğin korunması için, bu sözleşmenin hükümlerinin önümüzdeki dönemde özenle muhafazası önem taşımaktadır. Türkiye, bölgedeki güvenlik ve istikrarı dengede tutmak için gerekli kabiliyete ve vasıtalara sahiptir. Bu dengeyi “yaratıcı” arka kapı yöntemleriyle bozma girişimlerinde bulunmanın ne Karadeniz bölgesindeki, ne de Avrupa’daki istikrar ve güvenliğe faydası olacaktır.

 

*Fotoğraf: The Drive ve South Front

**Bu Analiz yazısının aslı İngilizce olarak kaleme alınmıştır. AVİM Çevirmeni Ahmet Can Öktem makalenin tercümesine katkı sağlamıştır.

 


[1] “Десантные и артиллерийские катера Каспийской флотилии приступили к межфлотскому переходу”, Министерство обороны Российской Федерации (Минобороны России), 08 Nisan 2021, blm. Новости, https://function.mil.ru/news_page/country/more.htm?id=12353278@egNews.

[2] Katya Golubkova ve Timothy Heritage, “Russia Moves Warships to Black Sea for Drills: Interfax”, Reuters, 08 Nisan 2021, blm. Aerospace and Defense, https://www.reuters.com/article/us-ukraine-crisis-russia-defence-idUSKBN2BV14M.

[3] Josph Trevithick, “Russian Gunboats Head To The Black Sea To Join Military Buildup Near Ukraine”, The Drive, 08 Nisan 2021, https://www.thedrive.com/the-war-zone/40103/russian-gunboats-head-to-the-black-sea-to-join-troop-buildup-near-ukraine.

[4] “Inland Waterways”, Global Security, blm. Military, erişim 01 Nisan 2021, https://www.globalsecurity.org/military/world/russia/waterways.htm.

[5] Stanford J. Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey: Volume 1, Empire of the Gazis: The Rise and Decline of the Ottoman Empire 1280–1808, 1st bs, c. 1, 2 c. (Cambridge: Cambridge University Press, 1976).

[6] Luke Coffey, “To Boost NATO’s Presence in the Black Sea, Get Creative”, Defense One, 30 Mayıs 2020, blm. Ideas, https://www.defenseone.com/ideas/2020/05/increasing-natos-presence-black-sea-time-get-creative/165760/.

[7] Teoman Ertuğrul Tulun, The Montreux Convention:  A Regional And Global Safety Valve, Report 17 (Ankara: Center for Euraisan Studies (AVİM), 2020), https://doi.org/10.6084/m9.figshare.11955780.v1.


© 2009-2021 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.