KENDİSİNİ KAFKASYA COĞRAFYASINDA YALNIZLAŞTIRAN ÜLKE: ERMENİSTAN
Yorum No : 2022 / 49
13.12.2022
6 dk okuma

Siyasi tarih uluslararası ilişkilerde önemli dönüm noktalarının örnekleriyle doludur. Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonucu Soğuk Savaş’ın sona ermesi dünya siyasetini kökten etkileyen böyle bir gelişmedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, bilindiği üzere, 15 yeni devlet doğmuş, özellikle Kafkasya ve Orta Asya coğrafyaları önem kazanan bölgeler olmuştur. Bölge devletleri, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra durgunluk ve donukluktan yavaş yavaş kurtulmaya başlamış ve özellikle sahip oldukları coğrafi özellikleri, doğal kaynakları ve stratejik önemleriyle uluslararası ilişkilerin önemli süjeleri haline gelmeye başlamışlardır.

Geniş Avrasya coğrafyasında enerji kaynakları ve ulaşım hizmetlerini bölgesel ağlara entegre etmek amacını taşıyan projeler 90’lı yıllardan itibaren ortaya konulmaya başlamıştır. Bu bağlamda Hazar havzası petrolünü dünyaya pazarlamak amacıyla inşa edilen Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, Hazar’ın doğalgaz imkanlarını Batı pazarlarına açmayı öngören Güney Kafkasya Boru Hattı ve Güney Gaz Koridoru, bilahare bu koridorlardan istifade ederek Azerbaycan doğalgazının önce Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasına olanak sağlayan TANAP (Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı) projesi ve bunun devamı TAP (Trans Adriyatik Boru Hattı) ile 2017 yılında faaliyete geçen Bakü-Tiflis-Kars demiryolu Asya ve Avrupa’nın enerji ve ulaşım bağlantısının sağlanmasında öne çıkan projeler olmuşlardır.

Bu projelerin kavramsal olarak ortaya konulmasından itibaren başlayan süreçte, avantajlı coğrafi konumuna rağmen Ermenistan’a bir rol tanınması mümkün olamamıştır. Ermenistan’da Dağlık-Karabağ kökenli politikacıların kendi bölgesel dar menfaatlerini öne çıkarmaları ve diasporanın kışkırtmalarıyla soykırım iddialarının Ermenistan’ın politika gündeminin bir parçası haline getirilmesi diyalog imkanını yok etmiş, böylece Ermenistan adeta kendi kendisini izolasyona mahkum etmiştir.

Kafkasya ve Orta Asya coğrafyasında ortaya konulan projelerin 21. yüzyılda kapsamının genişlediğini, ilave yeni projeler ile entegre edilmekte olduğunu belirtmek mümkündür.  Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nden başlayan, Asya’nın doğu ve güneyindeki deniz alanlarını da içererek giderek genişleyen Kuşak ve Yol Girişimi bölgede uluslararası ekonomi ve ulaşım yollarının taşıdığı önemi gösteren, hayata geçirilen kapsamlı bir proje olarak yerini almıştır.   1996 yılından bu yana gündemde yer alan Çin-Kırgızistan-Özbekistan (ÇKÖ) demiryolu projesinin bu noktada ivme kazandığı görülmektedir. 15-16 Eylül 2022 tarihlerinde gerçekleşen Şangay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi’nde imzalanan antlaşmaya göre, bu projenin inşasının 2023 yılında başlaması beklenmektedir. Çin, bunu "Kuşak ve Yol"un kilit projesi olarak görmektedir. Tamamlandığında Çin, Basra Körfezi ve AB ülkelerini birbirine bağlayan ulaşım güzergahının yedi-sekiz gün kısalacağı ifade edilmektedir.[1] Projenin Kafkasya’da mevcut ve geliştirilebilecek demiryolu ağı ve Hazar Denizi altyapısı ile bağlanması beklenmektedir.  Bir anlamda, modern jeopolitiğin kurucusu olarak sayılan İngiliz coğrafyacı Halford Mackinder’in bir yüzyıl önce bahsettiği “Avrasya'nın gemiler tarafından erişilemeyen, antik çağda atlı göçebelere açık olan ve bir gün demiryolu ağlarıyla kaplanacak olan o geniş alan[2] tasviri 21. yüzyılda gerçekleşmeye başlamış olmaktadır.

Kafkasya’nın Batı ile Orta Asya coğrafyası arasında bir iletim ve iletişim merkezi olarak önemi ortadadır. Güney Kafkas ülkelerinin bu öneme paralel olarak stratejik katsayılarının yükselmekte olduğu bir gerçektir. Ancak bir Güney Kafkasya ülkesi olarak Ermenistan’ın adeta yok hükmünde olduğu dikkat çekmektedir. Bölge birer devrim niteliğinde görülebilecek gelişmelere sahne olurken, Ermenistan bu noktada etkinlikten uzak bir görünüm arz etmektedir.

Haritaya bakan herkesin görebileceği üzere, Ermenistan karayla çevirili bir ülke (land-locked) konumundadır. Kuzeyinde ve güneyinde ise batı ile ilişkileri açısından adeta geçit vermeyen ülkeler ile kuşatılmış durumdadır.  Ermenistan, değinildiği üzere, 1990’lardan bu yana soykırım iddialarını devlet politikasının gündeminin bir parçası yaparak, diğer yandan Ermeni diasporasının Ermenistan’a fayda sağlamayan aksine kötülük yapan propagandaları ve uğraşları neticesinde tamamen dışlanmış görünümünü korumaktadır. Komşuları ile normal ilişkiler tesis edememesi sonucu bölgenin siyasi dengelerinden izole edilmiş olmasının yanı sıra belli başlı politika hedeflerini gerçekleşmesinin uzağına düştüğü de gözlemlenmektedir.

Ermenistan’da yöneticiler, bu hatalar zincirinin bir halkası olarak, batı sınırının hemen ötesinde yer alan Türkiye’nin Ermenistan’ın Avrupa ile doğal bağlantısını sağlayacağını, ülkeden Avrupa’ya en kısa ve güvenli yolun Türkiye üzerinden geçtiğini görememiş, görmek istememiştir. Aynı doğrultuda, Ermenistan, Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde bir ülke olarak Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin bölgesel güvenliğe ve Ermenistan’ın ekonomik kalkınmasına da yapabileceği katkıları göz ardı etmiş aksine çoğu kez Türkiye’ye düşmanlık duyguları içinde olmuştur.  Sonuç Ermenistan’ın bugün bu coğrafyada adeta hapsedilmiş görünümüdür. Bu durumdan en fazla Ermeni halkının hayat seviyesinin ve refahının olumsuz etkilenmekte olduğu bir gerçektir. Ermeni yöneticilerinin devlet çıkarlarını ön plana alarak akıllıca politikalar izlemeye başlaması ile gerekli adımların atılması halinde Ermenistan’ın politik ve ekonomik izolasyonundan kurtulabileceği açıktır.

 

[1] Muhammad Rafiq, “China-Kyrgyzstan-Uzbekistan Railway Corridor to Boost Regional Cooperation”, Astana Times, September 9, 2022,  https://astanatimes.com/2022/09/china-kyrgyzstan-uzbekistan-railway-corridor-to-boost-regional-cooperation/

[2] Jonathan E Hillman, The Emperor's New Road: How China's New Silk Road Is Remaking The World, Yale University Press, 2020, p. 9.


© 2009-2021 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.