TOVUZ’DAN DAĞLIK KARABAĞ’A AZERBAYCAN-ERMENİSTAN ÇATIŞMASI
Yorum No : 2020 / 42
01.10.2020
14 dk okuma

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki kuzey sınır kenti Tovuz’da Temmuz ayında meydana gelen çatışmaların ardından 27 Eylül itibariyle tekrar sıcak çatışmaların başladığını görüyoruz. Temmuz ayında iki ülkenin kuzey sınırında yaşanan kısa süreli çatışmalardan farklı olarak, Pazar gününden beri süren operasyonlar işgal altındaki Dağlık Karabağ bölgesinde yoğunlaştı. Talışlar (Talish) – Madagiz ile Hocavend (Martuni) Füzuli hatları etrafında gerçekleşen çatışmalarda Ermenistan’ın ciddi kayıplar verdiği ve bazı mevzilerin kontrolünü kaybettiği yönünde haberler geliyor[1]. Nitekim çatışmaların ardından Ermenistan’da hızla seferberlik ilan edilmişti[2].

İki ülke arasındaki gerginlik Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, Hankendi’nde yaptığı konuşmada, “Dağlık Karabağ Ermenistan’dır.” dediği günden beri tırmanmaya devam ediyor. Tovuz çatışmaları sırasında Ermenistan’ı Tovuz’a saldırmaya iten nedenleri incelemiştik. Ancak Dağlık Karabağ’da bugün gerçekleşen çatışmalar daha farklı nedenlere dayanıyor.

Bu kapsamda Ermenistan’ın yeni güvenlik ve dolayısıyla güvenlikleştirme politikasından bahsetmek günümüzde yaşanan çatışmaları anlamak açısından yararlı olacaktır. Öncelikle Ermenistan Başbakanı Paşinyan 10 Temmuz’da yeni bir güvenlik stratejisi hazırlandığını ilan etti. Açıklanan yeni güvenlik stratejisinde pek çok yerde Dağlık Karabağ’ın savunulmasından bahsedildiği görülüyor. Dağlık Karabağ’ın başka bir ülkenin güvenlik stratejisinde bu kadar yer almasından daha dikkat çekici olanı ise, Paşinyan’ın güvenlik stratejisi kitapçığının başındaki önsözde, Dağlık Karabağ ve Ermenistan’dan sanki bir bütünmüş gibi bahsediyor olması. Yani Paşinyan’ın bu yazısından Dağlık Karabağ'ın bağımsız olmadığı rahatlıkla görülebiliyor. Ayrıca Ermenistan ve de facto Dağlık Karabağ yönetimleri, hiçbir şekilde “bağımsızlık savaşının mevcut sonuçlarını değiştirme” üzerine pazarlık etmeyeceklerini ve buna aykırı herhangi bir sonucunda kabul edilemeyeceklerini belirtiliyor.

Buradan çıkarılabilecek birkaç sonuç bulunuyor. Bunlardan biri AGİT Minsk sürecinden Ermenistan’ın tutumu nedeniyle sonuç almanın mümkün olmadığı gerçeği. Bu strateji belgesiyle birlikte Ermenistan uzlaşma sürecine dair alternatiflere tamamen kapalı olduğunu beyan etmiş oluyor. Diğer yandan stratejinin girişinde Ermenistan ve Dağlık Karabağ’ın aynı yönetim birimiymiş gibi anlatılması da Ermenistan’ın asıl amacına dair ipuçlarını bizlere veriyor. Bu bilgiyi akılda tutarak bir başka belgeden daha bahsetmek gerekiyor.

15 Eylül’de de facto Dağlık Karabağ yönetimi tarafından gerçekleştirilen güvenlik konseyinin ardından, Dağlık Karabağ meselesinin çözümüne dair 7 ilke açıklanmıştı. Söz konusu ilkelerde, Ermenistan’ın yeni güvenlik stratejisiyle paralel şekilde, Dağlık Karabağ’ın de facto yönetimini uluslararası planda kabul ettirmenin amaçlandığından bahsedildiği görülüyor. Çözüm sürecinde Dağlık Karabağ’ın egemenliğine zarar getirecek herhangi bir önerinin kabul edilemeyeceği, bunu korumak için gerekirse askeri operasyonların göze alındığına yer veriliyor. Hatta “…gerekirse saldırıların Azerbaycan topraklarına kadar taşınabileceği” ifade ediliyor. Ancak bu tehditkar yaklaşıma rağmen gelecekte Dağlık Karabağ’a karşı herhangi bir saldırı gerçekleştirilememesi adına bir takım garanti mekanizmaları kurulması gerektiğinden bahsediliyor.[3] Açıklanan bu ilkelerden de anlaşılabileceği üzere, Ermeni yöneticiler çözüm sürecine dair Azerbaycan’ın bu işin masada çözülebileceği yönündeki umutlarının kaybolmasına neden oldu. Hatta kendi “çözüm” önerilerinin yaratacağı etkinin de farkında olarak, herhangi bir askeri müdahaleye karşı uluslararası güvence mekanizmasına ihtiyaç duydu.

Bu çerçeveden bakıldığında, Azerbaycan’ın tehdit algısının hangi safhaya geldiği daha anlaşılır bir hal alıyor. Çatışmaların neden tekrar alevlendiği sorusu da aslında tam da bu noktada cevabını bulmuş oluyor. Çatışmanın tetiklenmesindeki ilk kıvılcım Ermenistan’ın bu tutumundan ileri geliyor. Nitekim Dağlık Karabağ yönetimi de Temmuz çatışmalarından sonra, Dağlık Karabağ “parlamentosunu” Hankendi şehrinden Şuşa şehrine taşıma kararı alması da yaratılan atmosferin farkında olunduğu şeklinde yorumlanabilir[4]. Haritadan bakıldığında önemli bir mevzi değişikliği gibi görünmese de Şuşa şehri oldukça stratejik bir konuma sahip. Hankendi’ne göre Ermenistan tarafına daha yakın, Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’a bağlayan Laçin koridoru üzerinde ve yüksek rakımlı bir şehir. Tarih boyunca bölgedeki kontrolü sağlamak isteyen aktörlerin ellerinde tuttuğu, tarihi bir kaleye sahip bir kent. Dolayısıyla Dağlık Karabağ’daki etnik Ermeni askeri güçler olası çatışmalara karşı kendilerini daha iyi koruyabilecekleri bir yere geçiş yapmak istemiş gibi görünüyorlar.

Son olarak Ermenistan’ın, Türkiye ve Azerbaycan’a karşı çeşitli suçlamalar yönelterek, operasyonların durdurulması için AGİT Minsk grubu eş-başkanlarının en üst düzeydeki isimleriyle yoğun görüşmeler yaptığı görülüyor. Bu noktada Ermenistan’ın Türkiye hakkında yaratmaya çalıştığı tabloyu anlamakta fayda var.

 

Ermenistan’ın Türkiye hakkındaki iddiaları

Tovuz çatışmaları sırasında Türkiye’nin Azerbaycan’a dostluk ve bölgesel işbirliğinin gereklilikleri açısından yoğun destek verdiği görülmüştü. Tovuz’un, Azerbaycan-Türkiye-Gürcistan arasındaki bölgesel projelerde kilit bir konumda olması nedeniyle Türkiye ivedilikle tepki vermiş ve Azerbaycan’la ortak askeri tatbikatlar düzenlemişti. Bu durum Ermenistan büyük bir rahatsızlık yarattı.

Ermenistan bu işbirliğinin meşruluğunu sorgulatmak için bir takım iddialar öne sürdü. Türkiye, Ermeni Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan’ın Mısır’da Al Akhbar gazetesine verdiği röportajda dile getirdiği, Türk ordusunun Suriye’den bir takım militanları Azerbaycan mevzilerine yerleştirildiği[5] şeklindeki asılsız iddialar aracılığıyla çatışmaların içerisine çekilmeye çalışıldı. Elbette ki burada asıl amaç uluslararası kamuoyunda hâlihazırda var olan Türkiye karşıtı havadan yararlanma isteği idi. İddiaların Türkiye’yle ilişkileri gergin olan Mısır’da dile getirilmiş olması da, Ermenistan’ın niyetini açık bir şekilde gösteriyor. Diğer yandan, bu iddia aracılığıyla Türkiye ve Azerbaycan arasındaki işbirliği, meşru olmayan, terörle bağlantılı bir işbirliğiymiş gibi lanse edilmeye çalışılıyor.

Böyle bir şey söz konusu olamayacağı gibi, benzer iddiaların Ermenistan hakkında da öne sürüldüğünü söyleyebiliriz. Geçtiğimiz yıllarda AVİM bültenlerinde de yer verildiği üzere, Suriye’de PKK/PYD ile birlikte Türkiye’ye karşı çatışan Ozanyan taburu adında bir gerilla örgütü bulunuyor. Cairo24 haber sitesinin ortaya attığı iddiaya göre buradaki militanlar, Ermenistan tarafından Dağlık Karabağ’a yerleştiriliyor.[6] Ermenistan ve sözde Dağlık Karabağ yönetiminin, bu bölgelere yakın zamanda Lübnan’dan ve Suriye’den Ermenileri yerleştirdiği biliniyor. Dolayısıyla bahsedilen taburun bu bölgeye yerleştirilmiş olma ihtimali, Türkiye’nin bölgeye militan göndermesi iddiasına göre daha akla yatkın görünüyor.

Bunların yanı sıra Ermenistan, 27 Eylül’den beri süren çatışmalar hakkında Türkiye’nin varlığına dair çeşitli iddialarda bulunmaya devam ediyor. Savaşılan tarafın Azerbaycan değil Türkiye olduğuna dair beyanatlar yapılıyor.[7] Türk F-16’larının Ermenistan uçaklarını düşürdüğü şeklinde iddialarla[8] hem Rusya’nın hem de Batı ülkelerinin ilgisi bölgeye çekilmeye çalışılıyor gibi görünüyor.

Hatırlanacağı üzere, Rusya’yla ilişkileri konusunda hala zorlu bir dönemde olan Ermenistan, Tovuz saldırılarında da Rusya’dan beklediği ölçüde destek alamamıştı. Buna rağmen Rusya ile Türkiye arasında, Libya ve Suriye’deki hassas dengeler etrafında gelişen, ikili ilişkilerden yararlanılabileceği düşüncesi de güncelliğini kaybetmiş değil. Türkiye’nin aktif olarak çatışma içerisinde bulunduğu algısının yaratılması isteği de bundan kaynaklanıyor. Ancak Rusya ve Türkiye’nin, mevcut işbirlikleri kaynaklı, karşılıklı iletişim kanallarının kuvvetli olması nedeniyle,  Ermenistan’ın bu hamlesi karşılık bulabilecek gibi görünmüyor.

Öte yandan, AB içerisinde Yunanistan ve Doğu Akdeniz meseleleri yüzünden gelişen Türkiye karşıtı havadan yararlanma ihtimali de Ermenistan için en az Rusya’nın desteği kadar önemli bir mesele.  Paşinyan yönetiminin Fransa gibi Avrupalı ülkelere yakınlığı da göz önüne alındığında izlenen Türkiye karşıtı politika ile deyim yerindeyse “bir taşla iki kuş vurulmak” istendiği de anlaşılıyor. Ancak Almanya’nın öncülüğünde, Türkiye ile “yapıcı diyalog” rüzgârlarının estiği şu günlerde Ermenistan’ın bu çabası da karşılık bulacak gibi görünmüyor. Dahası Ermenistan’ın bu çabası Rusya’nın tepkisini daha fazla üstüne çekmesine de neden olabilir.

 

Dağlık Karabağ’daki çözüm arayışında uluslararasılaşmaya Rusya’nın olası tepkisi

Tovuz çatışmaları esnasında Rus yetkililer uluslararası aktörlerin taraf tutmaya başladıklarını, bundan ötürü Rusya’nın liderlik etmesinin daha uygun olabileceğini dile getirmişlerdi. Rusya’nın bu önerisinden, bölge dışından olan diğer eş-başkanlarının tutumlarından rahatsız olduğu sonucu çıkartılabilir. Ermenistan’ın daha Frankofon bir çizgiye kayması ya da NATO’nun doğuya genişlemesi gibi tehditlerden rahatsız olan Rusya açısından bu yorum oldukça anlaşılabilir görünüyor. Mevcut AGİT formatının 2010’dan bu yana adil ve tarafsız bir şekilde işlemediği de göz önüne alındığında Azerbaycan kadar Rusya’nın da bu durumdan rahatsız olduğu anlaşılıyor.

Paşinyan yönetiminin halen daha sürmekte olan çatışmalara dair uluslararası kamuoyundan destek istemesi bu açıdan Rusya’nın pek hoşuna gitmeyecek gibi görünüyor.

 

Çatışmalar Nasıl Sona Erer?

Çatışmaların sona erebilmesi için her iki tarafa da adil davranabilecek bir mekanizmaya ihtiyaç duyulduğu görülüyor. Mevcut formattaki adalet dengesinin bozulması Azerbaycan aleyhinde bir durumun oluşmasına neden oluyor. Bu nedenle Azerbaycan masada bulamadığını, sahada elde etmeye çalışıyor. Ancak elbette ki kalıcı bir çözüm için sahada gösterilen başarının masa da desteklenmesi gerekiyor.

Bu açıdan Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Azerbaycan’a tam destek verileceğini, müzakere ortamı için Türkiye’nin elinden geleni yaptığını ve yapacağını belirtmesi oldukça önemli. Rusya’dan da arabuluculuk teklifleri yapılıyor. Türkiye ve Rusya arasında da sürdürülebilir barışın nasıl sağlanacağı hakkında görüşmeler yapıldığına dair bilgiler geliyor.

Geçtiğimiz günlerde Sergey Lavrov’un, Azerbaycan Parlamento Başkanı Sahiba Gafarova'yla yaptığı görüşmeden “Rusya, sorunun çözüm sürecinde işgal altındaki beş bölgenin Azerbaycan'a geri verilmesinden, bölgeye barış güçlerinin konuşlandırılmasından ve ulaşım-iletişim sisteminin yeniden kurulmasından yanadır."[9] şeklindeki açıklaması basına yansımıştı. Bu açıklama akıllara 2000’li yılların başında var olan “koridor formülünü” getiriyor. İlk kez, 1980'li yılların sonunda Paul Goble tarafından dile getirilen bu formüle göre Azerbaycan'ın Nahçıvan'a bağlanabilmesi için Ermenistan'ın, İran sınırındaki Megri kasabasından dar bir koridor açılması öngörülüyordu. Buna karşılık Ermenistan da, Laçin koridoru yardımıyla Dağlık Karabağ'a bağlanabilecekti[10]. Haydar Aliyev’in yoğun uğraşlarına rağmen o gün kabul görmeyen bu önerinin, aynı şekilde olmasa da uyarlanmış bir halini önümüzdeki süreçte tekrar masada görmek mümkün gibi görünüyor.

 

*Görsel sonhaber.com sitesinden alınmıştır.

 


[1] “It’s not Azerbaijan, it’s Turkey fighting against Artsakh – President,” Public Radio of Armenia, 27 Eylül 2020, https://en.armradio.am/2020/09/28/its-not-azerbaijan-its-turkey-fighting-against-artsakh-president/

[2]“At least 16 dead in Armenia-Azerbaijan clashes over disputed region,” The Guardian, 27 Eylül 2020, https://www.theguardian.com/world/2020/sep/27/armenia-martial-law-clashes-azerbaijan.

[3] “President of Artsakh tells 7 principles for NK conflict settlement,” Mediamax.am, 16 Eylül 2020,  https://mediamax.am/en/news/karabakh/39341/.

[4] “Karabakh announces move of parliament,” Eurasianet, 21 Eylül 2020, https://eurasianet.org/karabakh-announces-move-of-parliament.

[5] “Interview of Foreign Minister Zohrab Mnatsakanyan to “Al-Akhbar’’ newspaper,” Official website of Armenian Presidency, 18 Eylül 2020, https://www.mfa.am/en/interviews-articles-and-comments/2020/09/18/fm_al_akhbar/10451

[6] Vasif Huseynov, “Another war on the horizon in the Armenia – Azerbaijan conflict?,” 22 Eylül 2020, https://www.euractiv.com/section/global-europe/opinion/another-war-on-the-horizon-in-the-armenia-azerbaijan-conflict/

[7] “Ermeni Başbakan Paşinyan'dan uluslararası topluma Türkiye çağrısı: Müdahil olmasın,” Euronews, 27 Eylül 2020, https://tr.euronews.com/2020/09/27/ermeni-basbakan-pasinyan-dan-uluslararas-topluma-turkiye-cagr-s-mudahil-olmas-n

[8] “Dağlık Karabağ: Ermenistan bir savaş uçağının Türk F-16’sı tarafından düşürüldüğünü öne sürdü, Türkiye ve Azerbaycan iddiayı yalanladı,” BBC News, 29 Eylül 2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-54340987 .

[9] “Lavrov'dan: Ermenistan'ın işgal ettiği 5 bölgenin Azerbaycan'a geri verilmesinden yanayız!,” Haberglobal, 23 Eylül 2020, https://haberglobal.com.tr/dunya/lavrov-dan-azerbaycan-a-destek-ermenistan-in-isgal-ettigi-5-bolgenin-verilmesinden-yanayiz-70461

[10] "Orta Asya Türk Koridoru," Hürriyet, 25 Şubat 2000, https://www.milliyet.com.tr/dunya/orta-asyaya-turk-koridoru-5329366


© 2009-2020 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.