1915 OLAYLARINI ADLANDIRMANIN SİYASETİ
Yorum No : 2021 / 62
26.11.2021
5 dk okuma

1915 olayları ve Osmanlı Ermenilerinin bu olaylar içerisindeki yeri akademisyenler arasında tartışmalı bir mesele olarak kalmaya devam etmektedir. Ermeni akademisyen Vartan Martiossian tarafından yakın dönemde yayınlanan ve The Politics of Naming the Armenian Genocide: Language, History and ‘Medz Yeghern’ (Ermeni Soykırımını Adlandırmanın Siyaseti: Dil, Tarih ve ‘Medz Yeghern’) (Londra: I.B Tauris, 2021) başlığını taşıyan kitap Ermenice “Medz Yeghern” (Büyük Felaket) ifadesinin aslında daha sonraları 1948 sözleşmesi ile yürürlüğe girecek olan “soykırım” teriminin tam karşılığı olduğu yönünde hiç de ikna edici olmayan bir sav öne sürmektedir. Bu görüşe katılmak mümkün değildir, zira hukuki bir kavram olan ve 1948’de sözleşmesi yürürlüğe giren soykırım terimi geriye dönük olarak uygulanamaz. Aynı zamanda soykırım teriminin kutsallaştırılması ve Ermenilerce bu terimin 1915 olayları için kullanılmaya başlanması sözleşmenin kabulünden çok daha sonraları, 1960’larda ve önemli ölçüde Sovyet kışkırtması neticesinde gerçekleşmiştir.

Çağdaş dönemde, soykırım kelimesi siyasi lobi faaliyetinde bulunan çıkar gruplarının uluslararası kamuoyunda kendi davaları için destek ve sempati kazanmak ve kendilerine rakip olan grupların davalarının ise gayrı meşrulaştırılması için yöneltilen bir suçlama mekanizması haline gelmiştir. Amerikalı siyaset bilimci Michael Gunter’ın belirttiği üzere, soykırım terimi hukuki açıdan yararlı bir kavram olsa da bu kavram “kendilerine destek arayan ve düşmanlarını şeytanlaştırmaya çalışan, aralarında Ermenilerin de bulunduğu birçok farklı grup tarafından aşırı ve yanlış bir şekilde kullanılmış ve basitleştirilmiştir.”

Şüphesiz Ermenilerce yöneltilen soykırım suçlamaları da bu kategori altında değerlendirilmelidir. 1960’lardan önce Ermenilerin bu terimi kullanmamış olmalarının yanı sıra, 1915 olayları için zaman zaman kullandıkları “Medz Yeghern” ifadesi de soykırım kelimesinin birebir karşılığı olarak kabul edilemez. 1954’te dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Celal Bayar ABD’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirdiğinde ABD’de bulunan (ve Osmanlı İmparatorluğu’nun eski vatandaşları olan) Ermeniler tarafından sevgi ve saygıyla kendi cumhurbaşkanları olarak karşılanmıştır. Birinci Dünya Savaşının yarattığı kargaşalı dönemi bizzat yaşayan ve güya bundan hükümeti sorumlu tutan bir halk için bu oldukça ilgi çekici bir husustur.

Kaldı ki 1915 olayları ile ilgili Ermeni yayınları dahi soykırım terimini kullanmaya 1965 yılında başlamıştır. Örneğin 1965 yılı başlarında “Ermeni Katliamlarının 50. Yılını Anma Komitesi” isimli bir komite, 1915 olayları üzerine bir dizi kitap ve kitapçık yayınlamıştır.  1948 Sözleşmesinin kabulünden 17 yıl sonra bu komitenin Ermenice ismi aynı kalmasına karşın, İngilizce ismi “Ermenilere Yapılan Türk Soykırımının 50. Yılını Anma Komitesi” olarak değiştirilmiştir. Bu olayın da şüphesiz bir şekilde gösterdiği üzere, soykırım terimini kullanma dürtüsü esasen siyasi saiklerle ortaya çıkmış ve “Medz Yeghern” ifadesine daha iyi bir karşılık bulma çabasının bir ürünü olmamıştır.

Bu noktada okuyuculara hatırlatmak gerekir ki Ermeni davasına küresel anlamda destek toplamaya yardım etmesine ek olarak, soykırım suçlamaları Ermeni Diasporası için başka önemli bir işleve daha sahiptir. Brandon Cannon’un da belirttiği gibi; “Dil, din ve coğrafi olarak parçalanmış olan Ermeni Diaspora toplulukları kendilerini bir arada tutabilecek tek olgu olan travmatik 1915 olaylarına önemli ölçüde dayanmakta ve bundan güç kazanmaktadır.” Başka bir deyişle; “bu olayları soykırım olarak tanıtma çabası… toprak, dil ve dini olarak ayrışmış olan bu çok çeşitli diaspora toplumlarını bir arada tutabilecek kadar güçlü olan tek bağdır.” Bu nedenle Türklere karşı nefretin sürekli olarak ayakta tutulması ve Ermeni kimliğinin soykırım suçlamalarına sıkıca bağlanması, bu kimliğin hayatta kalması ve Ermenileri asimilasyona karşı koruması için Ermeni Diasporasına bir fırsat sunmaktadır.

Aynı zamanda Ermeni milliyetçileri yabancı devletlerin lider ve temsilcilerinin “Medz Yeghern” ifadesini kendi tercih ettikleri gibi “büyük suç” anlamından ziyade “büyük felaket” anlamında kullanmasını kabul etmekte zorlanmaktadırlar. Çünkü Ermeni milliyetçilerine göre, söz konusu ifade ikinci yorumlamayla kullanıldığında sadece Ermenilerin çektiği acıları tanınmakta ve Türkler açıkça ve yeterince kınanmamaktadır, bu nedenle de Ermeni milliyetçilerinin sabit fikri olan olan Türk halkının ve devletinin şeytanlaştırılması hedefiyle çelişmektedir.

Ermeni Milliyetçilerinin “Medz Yeghern” ve soykırım terimlerinin eş anlamlı saymaya çalışan savlarına rağmen bu ikisi temelde farklı kavramlardır. Soykırım kesin ve dar bir şekilde tanımlanmış bir hukuki kavramdır. Medz Yeghern ise Ermenilerin başına gelen bir trajediyi ifade etmektedir. Medz Yeghern mağduriyetin sebeplerine dair kesin bir suçlama olmadan bir mağduriyet ifade etmektedir. Bu ifade ile ilgili olarak Ermenistan’ın ilk başbakanı olan Hovhannes Kaçaznuni’nin “kendimiz ettik, kendimiz bulduk” olarak özetlenebilecek ifadesi anlamlıdır.


© 2009-2021 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.