AŞIRICILIĞA KARŞI MÜCADELE VE OSMANLI MİRASI
Yorum No : 2022 / 37
28.07.2022
5 dk okuma

Bu yazı, ilk olarak AVİM tarafından 11 Mayıs 2022’de yayınlanmış İngilizce bir yazının Türkçe çevirisidir.

 

Amerikalı tarihçi Timothy Furnish, “The Armenian Genocide: Not the Only Legacy of the Ottoman Empire”[1] (“Ermeni Soykırımı: Osmanlı İmparatorluğunun Tek Mirası Bu Değil”) başlıklı yakın tarihli bir makalesinde, Osmanlı İmparatorluğunun mirasına ilişkin bazı ilginç ve önemli noktalara değinmiştir.

Furnish’in makalesi bazı isabetli gözlemlere yer verse de aynı zamanda Batılı gazeteciliğin ve akademinin Türkiye ve Türk halkına karşı beslediği yaygın önyargıları barındırmaktadır. Furnish, makaleye soykırım olarak nitelendirdiği Ermeni Sorununun oldukça klişe bir açıklamasıyla başlamaktadır:

“Osmanlı devleti resmi olarak ve çoğunluk olarak Müslümandı. Ancak 19’uncu yüzyılın sonlarına ve 20’nci yüzyılın başlarına kadar yüzyıllar boyunca geniş Hristiyan çoğunluğu olan bölgelere hükmetti. Sonrasında Yunanistan, Sırbistan ve Bulgaristan gibi ülkeler bağımsızlıklarını yeniden kazandılar. Geriye kalan imparatorlukta artık daha fazla Müslüman olan nüfus, bunun suçunu geri kalan Hıristiyan azınlıklara yükledi.”

Bu, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünün karmaşık tarihinin aşırı bir basitleştirilmesidir ve aynı zamanda olguları seçme ve sunma biçimi bakımından yanıltıcıdır. Yunanistan, Sırbistan ve Bulgaristan bağımsızlıklarını basitçe “yeniden kazanmamıştır”: onlar bağımsızlıklarını Osmanlı İmparatorluğu topraklarının o dönemin bir veya daha fazla Avrupalı gücü tarafından işgaline borçlulardır. Bu tür müdahaleler ve “bağımsızlığın yeniden kazanılması”, genellikle bu bölgelerdeki Müslüman nüfusun büyük çapta etnik temizliğe uğramasına ve öldürülmesine neden oldu. Ancak Furnish bunların hiçbirinden bahsetmemektedir.

Osmanlıların bu gelişmeler ve mezalimlerden “kalan Hristiyan azınlıkları” sorumlu tuttuklarını iddia etmek de isabetsiz olacaktır. 1914’te hem Osmanlı Hariciye Nazırı hem de Posta ve Telgraf Nazırı Ermeni kökenlilerdi. Osmanlı hükümetinin yüksek makamlarında görev yapan Hristiyan kökenli elçiler, konsoloslar ve bürokratlar da unutulmamalıdır. Topraklarının kaybından dolayı “kalan Hıristiyan azınlıkları” suçlayan bir devlet bunların hiçbirine izin vermezdi. Ancak Osmanlı hükümeti; Kafkaslar, Balkanlar ve Kırım’da tecrübe ettiği senaryonun tekrar etmesinden, yani toprak kaybının ardından Anadolu’da kalan topraklarında Müslüman tebaasının öldürülmesi ve etnik temizliğe maruz kalmasından gerçekten korkmuştur. Ne yazık ki Osmanlı Ermenilerinin belirli bir bölümü; Rusya, İngiltere ve Fransa’nın yardımıyla Doğu Anadolu’da bunu gerçekten de yapmak niyetindeydi.

Furnish ayrıca, “Bir asır önce Hristiyanlar bölge nüfusunun %20’sini oluşturuyordu. Peki ya şimdi? En fazla %5,” diyerek bölgenin trajik tarihi hakkında yalnızca Hristiyanların kaderiyle ilgilenen klasik (ve son derece sorunlu) Batılı tutumu benimsemiştir.

Benzer şekilde Müslümanlar Kırım nüfusunun yaklaşık %90’ını oluşturuyordu, ancak şimdi sadece %10'u oluşturuyorlar. Erivan bir zamanlar %80’in üzerinde Azerbaycanlı nüfusa sahipti, ama şimdi bu oran %0. Sofya bir zamanlar Türk çoğunluğuna sahipti, ancak şimdi hiç yerli Türk kalmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu 1913’te bölgeyi kaybetmeden önce Osmanlı Balkanlarındaki nüfusun yarısı Müslümanlardan oluşuyordu. Günümüzde ise bu oran %10 civarındadır. Ancak bunların hiçbiri Furnish’in Hristiyan hassasiyetlerini rahatsız etmiyor gibi görünmektedir.

Bu önyargılara rağmen Furnish’in makalesi bazı yararlı bilgilere de içermektedir. Çağdaş Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu olmadığını ve onun dış politikasından “neo-Osmanlıcı” olarak bahsetmenin yanıltıcı olduğunu kabul etmektedir. Osmanlı selefi gibi, Türkiye de Ortadoğu’da istikrar için çabalamakta ve Osmanlıların yaptığı gibi “köktenci Sünniler ve Şii mezhepler ve hatta kıyamet Mehdileri” gibi aşırı gruplarla mücadele etmektedir, ki bu grupların çoğu “modern terörist gruplara benzemektedir ve onların selefleridir.” Furnish’e göre, “Osmanlı deneyiminden bu tür tehditlerle başa çıkma konusunda bir şeyler öğrenebiliriz.” Bu; NATO üyesi ve AB aday ülkesi olan ve aynı zamanda işleyen bir anayasal demokrasiye ve kurallara dayalı bir sisteme sahip olan Türkiye ile daha iyi ilişkilere sahip olmayı da gerektirmektedir. Türkiye ile çalışmanın alternatifi, Furnish’in görüşüne göre pek çekici olmayan Suudi Arabistan ve İran ile daha yakın ilişkileri içermektedir: “İlki, müttefikimiz olsa da geniş bir aile tarafından bir kraliyet özel koruma alanı gibi yönetilen köktenci bir Sünni devlettir ve Müslüman dünyasının çoğu tarafından nefret edilmektedir. İkincisi ise nükleer silahlar geliştiren ve İsrail’le savaşmaya hevesli eskatolojik bir Şii teokrasisidir.”

Batılı siyasilerin Türkiye karşıtı yaklaşımlarından vazgeçmeleri ve Furnish’in bölge için verdiği bazı tavsiyelerini dikkate almaları faydalı olacaktır.

 

*Görsel: Bab-ı Ali’nin bir çizimi - Kaynak: http://www.istanbul.gov.tr/babiali-tarihcesi

 


[1] Timothy Furnish, “The Armenian Genocide: Not the Only Legacy of the Ottoman Empire,” The Stream, May 2, 2022, https://stream.org/the-armenian-genocide-not-the-only-legacy-of-the-ottoman-empire/


© 2009-2021 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.