
Tom Cleaver’ın 16 Mart 2026 tarihinde EU Observer’da yayımlanan “Despite Growing Opposition, Closing The UK Military Bases In Cyprus Would Not Be Easy” başlıklı analiz yazısı[1], 2 Mart 2026’da Akrotiri Egemen Üs Alanı’na yönelik İran yapımı Shahed insansız hava aracı saldırısının ardından Kıbrıs’taki İngiliz egemen üslerine (Sovereign Base Areas - SBA) karşı ada genelinde yükselen muhalefeti incelemektedir. Cyprus Mail’in baş muhabiri olan Cleaver, üslerin kolonyal dönemin bir mirası olarak değerlendirildiğini, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğiyle bağdaşmadığını ve adayı Orta Doğu’daki çatışmalara hedef hâline getirerek turizm ile ekonomik kalkınmayı olumsuz etkilediğini belirtmektedir. Makale, Dışişleri Bakanı Constantinos Kombos ve Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides başta olmak üzere Rum yetkililerin üslerin geleceğinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönündeki beyanlarını aktarırken, 1960 Kuruluş Antlaşması’ndan kaynaklanan hukuki karmaşıklık, Dhekelia üssünün 1974’ten bu yana fiilî tampon bölge işlevi görmesi, Birleşik Krallık’ın jeopolitik çıkarları ve Chagos Adaları emsalinin yarattığı siyasi hassasiyet nedeniyle üslerin kapatılmasının kısa vadede son derece zor olduğunu detaylı biçimde ortaya koymaktadır. Yazar, artan toplumsal muhalefete rağmen üslerin yakın gelecekte varlığını sürdürmesinin yüksek ihtimal olduğunu değerlendirmektedir.
Bu gelişmeler, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna temel teşkil eden 1960 Zürih ve Londra Anlaşmaları ile doğrudan bağlantılıdır. Zira Akrotiri ve Dikelya’daki egemen üs alanları, söz konusu anlaşmaların ayrılmaz bir parçası olarak tesis edilmiş ve günümüze kadar varlığını korumuştur. Bu çerçevede, üslerin statüsü ve olası kapatılması tartışması, yalnızca güncel güvenlik kaygılarını değil, aynı zamanda Kıbrıs’ın kurucu antlaşmalarından doğan hukuki, siyasi ve iki toplumlu denge unsurlarını da gündeme getirmektedir.
Bilindiği üzere, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni doğuran 1960 Zürih ve Londra Anlaşmaları ile tesis edilen Kuruluş, Garanti ve İttifak Antlaşmaları, İngiltere’nin Akrotiri ve Dikelya bölgelerinde egemen üs alanlarına sahip olmasını öngörmüştür. Son dönemde Amerika/İsrail-İran çatışması bağlamında her iki üssün de İran kaynaklı ateş altında kalması, üslerin varlığına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirmiştir. Bu bunalım ortamında, GKRY toplumunda üslerin kapatılmasının Kıbrıs için olumlu bir gelişme olacağı ve adanın bölgesel çatışmaların dışında tutulmasına katkı sağlayacağı yönünde görüşler dile getirilmektedir. Bu görüşü savunanlar, özellikle turizm, ekonomik ilişkiler ve genel güvenlik kaygılarına atıfta bulunmakta; üslerin varlığının Kıbrıs’ı savaşın içine çekme riskini artırdığını vurgulamaktadır.
Öte yandan, üslerin kapatılması lehine oluşan muhalefetin güçlenmesi hâlinde, konunun şimdiden kapsamlı biçimde ele alınması ve olası bir kapatma senaryosunda üsler için adil bir paylaşım modelinin geliştirilmesi gerektiği fikri de gündeme gelmektedir. Bu bağlamda, üs arazilerinin birinin GKRY’ye, diğerinin de KKTC’ye eşitlik ve hakkaniyet ilkelerine uygun şekilde bırakılması, Kıbrıs adası üzerinde uzun vadeli denge ve istikrar açısından anlamlı bir çözüm olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir yaklaşım, yalnızca mülkiyet ve egemenlik meselesini değil, Doğu Akdeniz’de barış ve istikrarın sağlanması sonucunu da çözen bir perspektif sunabilecektir.
*Görsel: https://euobserver.com/207000/despite-growing-opposition-closing-the-uk-military-bases-in-cyprus-would-not-be-easy/
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır