
Kıbrıs adasında barışın önündeki en büyük engellerden biri, Avrupa Birliği’nin (AB) sorunu tek taraflı ve tarihsel gerçeklerden kopuk bir şekilde ele almasıdır. AB, Rum tarafının reddiyeciliğini görmezden gelirken, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin egemen eşitlik ile iki devletli çözüm taleplerini “BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı” olduğunu öne sürerek görmezden gelmektedir. Bu çifte standart, 2004’ten bu yana Türkiye’nin AB üyelik sürecini bloke eden en önemli araç haline gelmiştir.
1963-1974: Türk Kıbrıslılara Yönelik Zulüm ve Barbarlık
Kıbrıs sorunu 1960’ta kurulan ortak cumhuriyetin Rumlar tarafından tek taraflı olarak ihlâl edilmesiyle başlamıştır. 1963’te “Kanlı Noel” saldırılarıyla başlayan süreçte, Kıbrıs Türkleri sistematik olarak hedef alınmıştır. Köyler basılmış, masum siviller katledilmiş, evler yakılmıştır. Bu zulüm 1974’e kadar devam etmiştir.
Bu vahşetin en çarpıcı sahnelerinden biri Lefkoşa Barbarlık Müzesi’dir. Müze, tam anlamıyla bir katliam evidir. 24 Aralık 1963 gecesi (Kanlı Noel), Lefkoşa’nın Kumsal semtinde, İrfan Bey Sokağı’ndaki ev, Rum askerleri tarafından makineli tüfeklerle taranmıştır. Ev sahibi Hasan Yusuf Gudum’un ailesi ve misafirleri hedef alınmıştır.
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı doktoru Binbaşı Dr. Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet İlhan ve üç küçük çocuğu (Murat, Kutsi ve Hakan) banyodaki küvette saklanırken kurşun yağmuruna tutulmuştur. Anne ve üç çocuk küvette üst üste yığılmış halde katledilmiştir. Ev sahibesinin eşi Feride Hasan Gudum ise tuvalete sığınırken başından vurularak öldürülmüştür. Diğer aile fertleri ağır yaralanmıştır[1].
Bu olay dünya basınında geniş yer bulmuştur. Le Figaro’dan Max Clos, “Lefkoşa’nın Kumsal semtinde, İrfan Bey Sokağı’ndaki bir evin banyosunda babaları bir Türk subayı olduğu için öldürülen bir anne ve üç küçük çocuğunu gördüm” diye yazmıştır. Daily Express muhabirleri ise çocukların “balmumundan yapılmış gibi” annelerinin cesedi üzerinde yattığını anlatmıştır[2].
1966’da katliamın gerçekleştiği bu ev, “Barbarlık Müzesi” adıyla ziyarete açılmıştır. Amaç, Kıbrıs Türk halkına yönelik soykırım girişimini ve barbarlığı gelecek nesillere belgelemektir. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası restore edilen müze, bugün hâlâ o vahşetin tanığı olarak ziyaretçilerini beklemektedir. Bu ve benzeri olaylar (Muratağa, Sandallar katliamları vb.), Kıbrıs Türklerinin 1974’e kadar maruz kaldığı etnik temizlik ve katliam tehdidinin somut kanıtlarıdır.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı: İşgal Değil, Soykırımı Önleyen Meşru Müdahale
20 Temmuz 1974’te Türkiye’nin gerçekleştirdiği Barış Harekâtı, Yunanistan’daki cuntanın desteklediği darbe ve Enosis (Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı) girişimine karşı yapılmıştır. Darbe, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni fiilen ortadan kaldırmış ve Türk toplumunu yok etme planını açıkça ortaya koymuştur.
Harekât, 1960 Garanti Antlaşması’nın Türkiye’ye verdiği hakka dayanmaktadır. Amaç, Kıbrıs Türklerini korumak ve Ada’da kalıcı bir katliamı önlemekti. Türk ordusu müdahale etmeseydi, 1963-1974 arasındaki zulmün çok daha büyük boyutlara ulaşması kaçınılmazdı. Harekât sonucunda Türk tarafı güvenli bir alana kavuştu ve Ada’da iki toplumlu bir yapı oluştu.
Bu nedenle 1974’ü “işgal” olarak nitelendirmek, tarihsel gerçekleri çarpıtmaktır. Harekât, uluslararası hukukun ve garantörlük ilkeleri çerçevesinde meşru bir müdahaledir. Rum tarafının “işgâl” söylemi, kendi reddiyeciliğini ve 2004’teki AB üyeliğiyle kazandığı veto gücünü meşrulaştırma aracıdır.
AB’nin Çifte Standardı ve Rum Tarafı
AB, 2004 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY), Ada’nın tamamı adına üye yaparken, Türk tarafını tamamen dışarıda bırakmıştır. O dönemde Annan Planı’nı reddeden Rum tarafı ödüllendirilirken, planı kabul eden Türk tarafı cezalandırılmıştır. AB’nin o günden beri izlediği politika, Yunan ve Rum tezlerini esas almak üzerine kuruludur.
AB’nin 2025 Türkiye Raporu’nda açıkça görülmektedir: Türkiye’nin “iki devletli çözüm” savunması “BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı” diye eleştirilmekte, Rum tarafının federasyon ısrarı ise sorgulanmamaktadır. Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaması ve doğrudan bağlantıları reddetmesi sürekli kınanırken, Rum tarafının siyasi eşitliği fiilen reddetmesi görmezden gelinmektedir[3].
Bu tutum, Rum tarafının Türk Kıbrıslıları eşit siyasi varlık olarak görmediğinin somut kanıtıdır. Rum siyasetçileri, BM Genel Sekreteri’nin Kuzey Kıbrıs’taki Türk makamlarıyla görüşmesini bile “statü yükseltme” diye kriz haline getirmektedir. AB’nin 2004 üyeliğiyle Rumlara Türkiye üzerinde muazzam bir kaldıraç sağladığı ve Avrupa’nın kuzeyle doğrudan temastan kaçındığı da vurgulanmaktadır[4].
DW Türkçe’nin Mayıs 2026 tarihli “Avrupa ve NATO Kıbrıs’ı neden şimdi fark etti?” videosu da bu yapısal sorunu gözler önüne sermektedir: Kıbrıs sorunu nedeniyle NATO ve AB arasında gizli bilgi paylaşımı bile yapılamamaktadır. Rum tarafının İsrail ve Yunanistan’la enerji ve askeri işbirliği derinleşirken, AB bu ekseni destekler nitelikte davranmaktadır[5].
Sonuç: Gerçek Çözüm İçin Taraflılık Bırakılmalı
AB, Kıbrıs konusunda tarafsız bir arabulucu olmaktan çok uzaktır. Rum tarafının reddiyeciliğini örtbas ederken, Türk tezlerini ve Kıbrıs Türklerinin egemen eşitlik talebini sistematik olarak dışlamaktadır. 2004’te verilen “izolasyonları kaldırma” sözü tutulmamış, Türk tarafı cezalandırılmaya devam edilmiştir.
Kıbrıs’ta kalıcı barış ancak egemen eşitlik temelinde, iki devletli çözüm ile sağlanabilecektir. Bu, 1960’ta başlayan ortaklık denemesinin fiilen çökmesi ve 1974 sonrası oluşan gerçeklerin kabul edilmesi anlamına gelmektedir. AB, Rum tarafını ödüllendiren ve Türk tarafını cezalandıran politikalarından vazgeçmedikçe, çözüm çabaları sonuçsuz kalmaya mahkûmdur.
Kıbrıs Türkleri, 1963-1974 arasında yaşanan barbarlığın acısını hâlâ taşımaktadır. Barbarlık Müzesi bunu her gün hatırlatmaktadır. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı bu acıyı sona erdirmiştir. AB’nin bunu “işgâl” olarak sunması, tarihi değil, siyasi bir tercihtir. Gerçek çözüm, tarihi gerçekleri ve bugünkü gerçekleri kabul etmekle başlayabilecekmiş. AB’nin çifte standardı ise bu çözümün önündeki en büyük engellerden biridir.
*Görsel: https://www.marinedealnews.com/kibrista-neler-oluyor/
[1] Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Eski eserler ve Müzeler Dairesi, “Barbarlık Müzesi Tarihçesi,” Erişim: 20 Temmuz 2026, https://eemd.gov.ct.tr/MÜZE-VE-ÖREN-YERLERİ/Lefkoşa-Bölgesi/Barbarlık-Müzesi.
[2] Birleşik Krallık Parlamentosu, “Written evidence submitted by the Turkish Republic of Northern Cyprus, President's Office,” Erişim tarihi: 20 Temmuz 2026, https://publications.parliament.uk/pa/cm200405/cmselect/cmfaff/113/113we23.htm.
[3] “Commission Staff Working Document - Türkiye 2025 Report,” 4 Kasım 2025, Erişim: 20 Temmuz 2026, https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/4bb4ddd1-4f20-4ee0-92db-926996ec8dd1_en?filename=türkiye-report-2025.pdf.
[4] Yusuf Kanlı, “Can Greek Cypriot Rejectionism Survive Another Peace Initiative,” EU Alive, eualive.net, 19 Temmuz 2026, Erişim: 20 Temmuz 2026, https://eualive.net/can-greek-cypriot-rejectionism-survive-another-peace-initiative/.
[5] “Avrupa ve NATO Kıbrıs’ı Neden Şimdi Farketti?,” Deutsche Welle, Mayıs 2026, Erişim tarihi: 20 Temmuz 2026, https://www.youtube.com/watch?v=2e6R6956apQ.
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır
Henüz Yorum Yapılmamış.
-
BREXİT SÜRECİ YÜRÜYOR AMA İNGİLTERE AVRUPA'DAN ÇIKMAK İSTEMİYOR
Hazel ÇAĞAN ELBİR 07.02.2018 -
TERÖRİST SASSOUNİAN’I HOŞGÖREN BEYANLAR SON BULMUYOR
Hazel ÇAĞAN ELBİR 26.03.2021 -
BİR FİLM TAHLİLİ: AURORA’S SUNRISE
Hazel ÇAĞAN ELBİR 01.12.2023 -
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN DOĞU ORTAKLIĞI ANLAŞMASI VE “DOĞU”DAKİ VAZGEÇEMEDİĞİ ORTAĞI
Hazel ÇAĞAN ELBİR 31.10.2017 -
YUNANİSTAN ADALARI SİLAHLANDIRMAYA HAZIRLANIYOR: TARİHSEL BAĞLAM, GÜNCEL İHLÂLLER VE YOL AÇABİLECEĞİ SONUÇLAR
Hazel ÇAĞAN ELBİR 18.12.2025
-
GÜVENİLEMEYECEK BİR ERMENİ ANLATISI
Yiğit ALPOGAN 18.04.2023 -
ALMAN-FRANSIZ ORTAK KÜLTÜR ENSTİTÜLERİ: BATI AVRUPA SÖMÜRGECİLİĞİNİN “MEDENİLEŞTİRME” MİSYONUNUN DÖNÜŞÜMÜ
Teoman Ertuğrul TULUN 04.03.2019 -
İSİM HATASINDAN TASARIM HATASINA: AB’NİN BALKANLAR’DA KARŞILAŞABİLECEĞİ OLASI ÇIKMAZ
Teoman Ertuğrul TULUN 20.03.2018 -
ALMANYA’DA 1915 OLAYLARININ SOYKIRIM OLARAK TANINMASI TARTIŞMALARI
Cemre Dilay BOZTEPE 14.05.2015 -
FRANSA’NIN RUANDA SOYKIRIMINDAKİ ROLÜ, ÜÇÜNCÜ KISIM: ÖZÜR DİLEME SIRASI FRANSA’NIN MI?
Ceyda ACİCBE 01.09.2020
-
25.01.2016
THE ARMENIAN QUESTION - BASIC KNOWLEDGE AND DOCUMENTATION -
12.06.2024
THE TRUTH WILL OUT -
27.03.2023
RADİKAL ERMENİ UNSURLARCA GERÇEKLEŞTİRİLEN MEZALİMLER VE VANDALİZM -
17.03.2023
PATRIOTISM PERVERTED -
23.02.2023
MEN ARE LIKE THAT -
03.02.2023
BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN BORU HATTININ YAŞANAN TARİHİ -
16.12.2022
INTERNATIONAL SCHOLARS ON THE EVENTS OF 1915 -
07.12.2022
FAKE PHOTOS AND THE ARMENIAN PROPAGANDA -
07.12.2022
ERMENİ PROPAGANDASI VE SAHTE RESİMLER -
01.01.2022
A Letter From Japan - Strategically Mum: The Silence of the Armenians -
01.01.2022
Japonya'dan Bir Mektup - Stratejik Suskunluk: Ermenilerin Sessizliği -
03.06.2020
Anastas Mikoyan: Confessions of an Armenian Bolshevik -
08.04.2020
Sovyet Sonrası Ukrayna’da Devlet, Toplum ve Siyaset - Değişen Dinamikler, Dönüşen Kimlikler -
12.06.2018
Ermeni Sorunuyla İlgili İngiliz Belgeleri (1912-1923) - British Documents on Armenian Question (1912-1923) -
02.12.2016
Turkish-Russian Academics: A Historical Study on the Caucasus -
01.07.2016
Gürcistan'daki Müslüman Topluluklar: Azınlık Hakları, Kimlik, Siyaset -
10.03.2016
Armenian Diaspora: Diaspora, State and the Imagination of the Republic of Armenia -
24.01.2016
ERMENİ SORUNU - TEMEL BİLGİ VE BELGELER (2. BASKI)
-
AVİM Konferans Salonu 08.05.2026
“GÜNÜMÜZDE DİNİN SİYASET ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: PATRİKHANE ÖRNEĞİ” BAŞLIKLI KONFERANS
